Yanlış Tercüme

Kur’an’ın yanlış tercümesi yapılacak en büyük isyandır.

Tercüme nasıl yanlış yapılıyor?

Bu açıklamayı okurken endişeleneceğinizi düşünüyorum. Muhtemelen kuşkulanıp beni İslam düşmanı sanacaksınız. Bu tür kuşkuları sizinle paylaşırım ancak Kur’an’a yapılan “ihanete” <dur> dememiz gerekir. Dünyadaki tüm insanlar Kur’an’ın çelişkili olduğundan yakınıp duruyor. İslam aydınının cevabı ise “onlar gavurdur, bizim iyiliğimizi istemezler” demekten ibaret kalarak bu kuşkuları doğruluyor.

Kur’an çelişkili değildir. Tercüme ve tefsircilerin kafası çelişkilidir.

Kur’an, hepimizin baştacıdır. Bu yüzden çok dikkat etmemiz gerekir. Kutsal kitabımızla nasıl oyunlar oynadıklarına hep beraber şahit olacağız. Mutlaka konuya önem vererek sunulan bu yeni bilgilendirmeyi doğrudan değerlendirin. Korkmak yok; kutsal kitabımıza yeniden kavuşuyoruz.
Eğitim görmüş veya aydın kesimden gelmiş olmanıza gerek yok. Kur’an’a yapılan tahribat çok açık ve görülür boyuttadır. Rabbimiz Yüce Allah’a tevekkül edin ve benimle birlikte gönülden incelemeye başlayın. Amaç kutsal kitabımız olan yüce Kur’an’a sahip çıkmaktır.
Böylece yaratıcımız Yüce Allah Kur’an’ı neden yenilediğini kendiniz görecek ve yenilendiğine “şükr-edeceksiniz”.

Bu yapacağınız yeni çalışma sizin, aileniz, milletiniz ve insanlık için hayırlı uğurlu ve mübarek olsun.
Bizim ve Kur’an’ın sahibi olan Yüce Allah konuya içtenlikle eğilen hepimizin yardımcısı ve derleyip-kayırıcısı olsun.

Önce günümüzün gelişmelerine kısaca bir göz atalım.

Yaratıcımız ve yöneticimiz olan Yüce Allah, Kur’an’ı yenileyerek Müslümanları birilerinin çiftliklerinde harcanmaktan kurtarıp üstümüze kapatılan Cennet kapılarını yeniden açıyor.
İnsanlığın gözü aydın olsun. Müslümanlar, kurtuluşunuz mübarek olsun.
Evet, Cennet kapıları üstümüze kapatılıyor. Hem dünyamız hem de ahretimiz cehenneme dönüştürülüyor. Yaşamı yaşanmaktan öte çileye dönüştürdüler. Her şey istismar ediliyor.
“İnsan sevgisi” eşyaya bağlatıldı. Bundan böyle insan yerine çamaşırmakinesi, buzdolabı, televizyon, telefon, taşıtlar ve bunlara benzer oyuncaklar seviliyor. Her şeyi tersine çevirdiler. Eşya insan için değil, insan eşya için var olacak duruma gelmiş. İnsan tarafından üretilen eşya birileri tarafından üretilir ve satılır, diğerleri de “gerek görülmediği” halde satın alıp üreticileri zengin ederken kendileri geri dönüşü zor olan borç üstüne borçlara giriyor.
“Saygı” kaba güce bağlandı. Büyüğün (yaşlının), bilginin ve doğrunun hükmünü kaldırdılar. Bundan böyle baskıcı ve otoriter güçler, silah ve coplarla hükmediyor. İnsanın eğitim ve terbiyesinin ancak böyle sağlanacağını sanıyorlar. Tek çareleri “işkence”.
“Güven” kâğıt parçalarına bağlandı. Kim olduğumuzu bildirmek için nüfus cüzdanı göstermemiz gerekiyor. Kendi okul ve dershanelerinde yetiştirdikleri insana kendileri de güvenmiyor artık. Eğitimli ve görgülü olmak onların söylediklerine “doğru” demekle olunur olmuş. Tüm değerler kâğıt parçalarına dönüştürüldü.
Tabiat günbegün soyuluyor. Hava kirletildi, su bulaştırıldı, yiyeceklerimiz bulaştırıldı, ineklerimiz koyunlarımız bulaştırıldı. Şahsiyet bulaştırıldı, aile bulaştırıldı, toplum bulaştırıldı. Bulaştırmadık birşey bırakmadılar.
Her şey hayince denecek kadar insafsızca harcanıyor. Bozmadık, incitmedik, ağlatmadık bir şey bırakmadılar. Dünyayı bir acı ve çile dünyasına dönüştürdüler.
İnsanı uyuşturdular. Anlayamıyor, çektiği çileyi var-alamıyor, koşmaktan kaçmaya fırsat bulamıyor.
Bilim adına beş bin yıllık mezarlar deşilip soyuluyor. Ölüler bile rahatsız. Kaptı kaçtıcılara, çanta cüzdan yürütmekle kamuoyu uyutulup öbür yandan milyarlar hortumlanıyor. Diğer yandan çocuk ve insan kaçırılıyor. Bundan böyle çanta telefon yerine insan parçaları satılıyor. Bu da yetmiyormuş gibi şimdi de ölenlerin cesedini istiyorlar. Kendisi ölmeden gidip onlara “ölüsünü deşmek için” yetki vermesini istiyorlar.
Ne kadar insan parçası çaldırıp kendilerini yenilemeye çalışırlarsa çalışsınlar, onlar da ölecek. Hem de inim inim inleyerek.
Anneler çocukları elli metrelik uzaklıkta ki okula yalnız gönderemiyor. Şu oluşturdukları bilim çağına bakın, şu muasır medeniyete bakın.
Eline bir makam geçiren ekmeğini yediği insana işkence yapmayı görev sayıyor. Bilim ve aydın ünvanları neler için kullanılıyor ve daha neler için. Herşeyi tersine çevirdiler.
Her gün binlerce insan arabaların aralarında can veriyor ve yüz binlercesi sakat kalarak ailelerin sırtında yük kalıyor. Aileler çile yuvalarına dönüştürüldü.
Namus ve iffet masal hikâyelerine dönüştü. Çağdaşlık ve muasır medeniyetçilik aileyi deniz sahillerinde çırılçıplak soymakmış meğer. Turizmi her ailenin kucağına sokmakmış. Yapmak istemeyeni yobazlıkla korkutup onların yazıp çizdiği çağdaşlık ve muasır medeniyetine mahküm bırakmak.
İnsanlığın bu tür felaketlere sürüklenip, incitmek ve acıtmak makinesine dönüşmesini önlemek için, yaratıcımız ve yöneticimiz Yüce Allah, insan olmayı öğreten eğitim kitapları vererek bizi koruması altına aldı.

Kur’an hükmüne göre insanlığın dünyaya yerleştirilmesinin amacı “içgüdüyü insan yapısına dönüştürmektir”.

Bunu insanlara anlatmayı görev edinen milyonlar civarında İslam aydını dünyayı fesada verenlerin ellerini Kur’an’ı kullanarak yıkamaya çalışıyor, onların kanlı ellerini yıkayıp günahsız konuma getirmek için Kur’an’ın içini boşaltıp yeni tercümeler geliştirip hep onların gönlü alınmaya çalışılıyor. Ömür boyu İslam’a düşmanlık yapanların sistemlerini ayakta tutup sonunda cenaze namazını kılıp ve kıldırmayı görev telakki edecek kadar ileri giden sözde İslam aydını.

Evet, yine beceremedi insan, dünyaya son nefeslerini verdiriyor.

İnsan beceremediği için de yaşamın sahibi Yüce Allah Kur’an’ı yenileyerek tüm insanlığı Yüce Allah’ın bir ve birliğine çağırarak yaşamlarını Kur’an ölçülerine göre düzenleyip Dünya ve ahiretlerini ebediyet doğrultusunda kendi çıkarlarına biçimlendirmelerini “emrediyor”.
Kur’an’ın yenilenmesinin nedeni Kur’an’ın içi boşaltılıp kişisel görüş ve anlayışlara dayandırılmış olmasıdır. Biz önce Kur’an’ın gerçekte ne ölçüde boşaltıldığını gözler önüne açık seçik sergilemekle başlıyoruz inşa-Allah.

Kur’an’ın ne kadar yanlış tercüme edildiğini görmek için Kur’an’daki ayet ve kelimeleri incelemeye geçiyoruz inşa-Allah.

 

Bilgilendirme:
Kur’an’ın hükmüne göre Kur’an okuyacağımız zaman <Euzu-besmele> okumamız “farz-dır”. Ayet: 16/98

اَعُذُ باِللهِمِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – فَإِذَاقَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنْ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

[Kur’an okuyacağınız zaman, işten-atılmış şeytan dan  Allah ile korunun].

Okunacak Ayet:  اَعُذُباِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  

 

Konuya geçiyoruz:

اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ     -بِاِسْمِ اللَّهِالرَّحْمَانِ الرَّحِيمِ

İncelemeye başlarken önce kelimelerin tutarsız tercüme edilişlerinden başlıyoruz. İlk olarak çok sevilen “anne” kelimesini alıyoruz. Arapça dilinde “anneye” < ummi >, eylemde üçüncü kişi için “annesi” < Ummu-hu > denir. Buna göre de Kur’an tercüme edilir. Şimdi Kur’an’dan iki ayet inceleyelim.

Ön bilgilendirme:
Konu edineceğimiz ayetlerin tercümesini İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinin 6 kişilik eğitim uzmanlarınca tercüme yapılan ve vakıflarınca 1990 yılında yayımlanan No: 13 ve 3. baskı Kur’an mealinden alıyor, aynen yazıyorum.
Bazı ayetler uzun olduğundan sadece “konumuzla” ilgili olan cümleleri alıyoruz.

46/15 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَوَصَّيْنَاالْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَانًا حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَشَهْرًا 
Tercümesi: [biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. “Annesi” onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu,..]

Bu ayette geçen “anne” kelimesinin ayette ki karşılığı < Ummu-hu > dur. Bu kelimeyi ayetten incelemeye alıyoruz.
[أُمُّهُ ] ; Ummu-hu. Türkçe tercümesi “annesi”, yani üçüncü şahsın “annesi”.
Karşılaştırmak için başka bir ayet alıyoruz.

101/8,9  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَأَمَّا مَنْ خَفَّتْمَوَازِينُه (9) فَأُمُّهُ هَاوِيَةٌ 
Tercümesi: [Ameli yeğni olana gelince, işte onun “ annesi” «haviyedir»]

Bu cümlede bulunan «Haviye» kelimesi Cehennem/ateş olarak bilinir.
Geleneksel dilde tercümesi < ameli yenlik olanın “annesi” ateştir >.
Bu ayetten de <Ummu-hu> kelimesini alıyoruz, [فَأُمُّهُ ] kelimesinin başına < f > harfi <ve> anlamını veriyor. Yani <ve onun “annesi” ateştir> oluyor.
Her iki ayetteki <Ummu-hu> kelimesi harfi harfine ve imlası imlasına aynıdır. “Eylem farklılıklarını anlam değişikliği için gerekçe gösterirler diye kelimesi kelimesine ve harekeleriyle bire bir örtüşün kelimeleri örnek veriyorum”.

[فَأُمُّهُ] = Annesi.
Kur’an metnindeki < Ummu-hu >, üçüncü kişi olarak “anne” anlamındadır. Annenin kim olduğunu dünyada bilmeyen insan yok. Sadece insanlar değil, tüm canlı varlıklar bilir.
“Ateş” insanın “annesi”. Nasıl “Anne” oluyorsa?!
“Ateş” yakar yok eder, “anne” ise, karnında büyütür meydana getirir. Birbirine tamamen zıt. Üstelik “annenin”önemi çiğneniyor. Bu < ummu-hu > kelimesinin başına çok haller geliyor. Konuyu açıklığıyla göz önüne serebilmek için çok uzun yazmak gerekiyor. Konu dağılır endişesiyle başka bir zamana kalsın inşa-Allah.
Bu tercümeyi altı kişilik yüksek öğrenim görmüş hocalar yapıyor. İstanbul’un göbeğinde, Marmara İlahiyat Fakültesinde. Burada hemen ilave edelim. Bu altı hoca insaflı davrandılar. Çoğu tercümelerde “anne” değil de <onun “yeri” ateş veya çukurdur> diye tercüme ederler. Anne kelimesinin yerine “ateş” kelimesini alıyorlar. Oysa Kur’an’da “ateş” kelimesi “nar” olarak geçer ve kelime Arapçadır.
Tüm dünya insanı İslam aydınına seslenerek “yaptığınız tercüme Kur’an ile tamamen çelişki içindedir, her şey tutarsız, Kur’an’ı bir saçma kitabına çevirdiniz, Kur’an’a inanılır bir taraf bırakmadınız” diye haykırıp duruyor. İslam aydınının verdiği cevabı ise şöyledir: “Onlar gâvurdur, bizim iyiliğimizi istemezler, onun için bizi ve İslam dinini karalayıp yıpratmak isterler, siz onları dinlemeyin, bizi dinleyin”.

Örnek 2; Bu örnekte günümüzde çokça anılan < Kefere >, kafir veya gavur diye bilinen bir kelimeyi inceliyoruz.
<Kefere> = kafir, gâvur.

9/73 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ   -يَاأَيُّهَا النَّبِيُّجَاهِدْ الْكُفَّارَ
Tercümesi; [ Ey peygamber! “Kâfirlere” ve münafıklara karşı cihat et,..]

Ayette geçen [ الْكُفَّارَ ] [El-küffare] kelimesi bazen <kafir > bazen < gâvur > olarak bilinir. Çoğu kez ayrı anlamlar verilir.
Bir ara tespit; Bir kitap aynı dille tercüme edilemez. Bir kitap kendi diliyle sadece açıklanır (tefsir edilir). Herhangi bir dilde yazılmış olan bir kitap tercüme edileceği zaman tercüme edilecek dilde dillendirilir. Örneğin; 9/73 Ayetinde gördüğümüz durumuyla Kur’an metninde<Kâfir> olarak geçen kelime tercümede de <kâfir> olarak veriliyor.
Eğer kelime yoksa o zaman ya bilinen kelimelerden yeni bir kelime geliştirilir veya karşılığı bulunmayan kelime alınır ve ne anlamda olduğu kısa cümle halinde verilir ve kitabın tümünde aynı anlam muhafaza edilir”.
Aynı kelimeyi bir başka ayet ile karşılaştıralım:

57/20 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَالْكُفَّارَ نَبَاتُهُ 
Tercümesi; [.., tıpkı yağmurun bitirdiği ve “ziraatçıların” hoşuna gittiği gibi,..]

Bu ayette geçen [الْكُفَّار ] < Küffar > kelimesi “ziraatçı” olarak tercüme edilir. Daha önceki ayette “gâvur” olarak tercüme edilirken burada “ziraatçı” olarak tercüme ediliyor.

<<Tekrar ediyorum; Eylem (fiil) farklılıklarını anlam değişikliği için gerekçe gösterirler diye kelimeleri kelimesiyle ve harekeleriyle bire bir örtüşün kelimeleri örnek veriyorum>>.
Yöneticimiz Yüce Allah aynı kelimeyi eylemde (fiilde) şöyle veriyor;

2/271   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّئَاتِكُمْ
Tercümesi; [.., Allah da bu sebeple sizin günahlarınızı (kefere) “örter”,..]

Birinci ayette <kafir> gâvur, ikinci ayette “ziraatçı” ve üçüncü ayette “örtmek” anlamları veriliyor. Bu kelimeye daha başka anlamlar da verilir. Ama biz bu örnek ile yetinelim.

Üçüncü örnek: Bu örnekte çok sevilen “dost” kelimesini alıyoruz.

<Hemim> = Dost.

70/10   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌحَمِيمًا
Tercümesi; [“Dost”, “dostun” halini sormaz ]

Bu ayette geçen “dost” kelimesi Kur’an’ın metninde eylemsel (fiil) durumuyla <hemimu-un ( حَمِيمٌ ) ve hemime-en> ( حَمِيمًا ) olarak geçer. Türkçesini de “dost” olarak verirler. Geleneksel dilde anlamı <kıyamet gününün dehşetinden dost, dostun durumunu bilmek istemeyecek>.
Aynı kelime başka bir ayette:

41/34  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ فَإِذَا الَّذِي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ كَأَنَّهُوَلِيٌّ حَمِيمٌ
Tercümesi; [ İyilik kötülük bir olmaz. Sen en güzel tavırla önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki yakın bir “dost” olmuştur ] 

Bu ayet o kadar yanlış tercüme ediliyor ki bu tercüme ile tüm Kur’an’ın hükmünü rafa kaldırır. Ancak son cümlede geçen <sanki yakın bir “dost” olmuştur>, “yakın” kelimesi ayette <Veli> olarak gelir. Tüm Kur’an’da <Veli> ( وَلِيٌّ ) kelimesini çoğunlukla “dost” olarak tercüme ederler. Burada “dost” kelimesini <hemimu-un> kelimesine yüklediler ve <Veli> kelimesine “yakın” anlamını yükleyerek tercüme ettiler. Tercüme sadece tutarsız değil hem de çelişkilidir.

Tüm Kur’an’da <Veli> kelimesine “dost” derken burada <Veli> kelimesine “yakın” anlamını verdiler. 41/34 ayetinde <hemimu-un> [حَمِيمٌ ] kelimesine “yakın” ve 70/10 ayet-inde <hemime-en> [ حَمِيمًا ] kelimelerine “dost” anlamını yükleyerek, tercüme ederek hepsini birbirine karıştırdılar.
Bizim konumuzla ilgisi olan aynı kelimenin farklı anlamlarla nasıl tercüme edildiğini görmektir. “Dost” olarak tercüme ettikleri <hemimu-un> kelimesine başka bir ayette başka bir anlam veriyorlar:

78/25   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -إِلَّا حَمِيمًاوَغَسَّاقًا 
Tercümesi; [Ancak “kaynar-su” ve irin tadarlar]

Bu ayette <Hemime-en>حَمِيمًا ] kelimesi “kaynar su” olarak tercüme edildi. <Veli> kelimesine bir önceki ayette <dost>, bu ayette < kaynar su > anlamını veriyorlar. Taban tabana zıt. Kaynar su nerde, dost nerde?
Tekrar ediyorum; Eylem farklılıklarını anlam değişikliği için gerekçe gösterirler diye kelimeleri kelimesiyle ve harekeleriyle bire bir örtüşün kelimeleri örnek aldık.

Dördüncü örnek olarak kelimesi kelimesiyle ve harfleri harfleriyle örtüşen bir kelime daha alalım.
<Şak> kelimesine = çok anlam yükletilir.

2/137   اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – فَإِنْآمَنُوا بِمِثْلِ مَا آمَنتُمْ بِهِ فَقَدْ اهْتَدَوا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍفَسَيَكْفِيكَهُمْ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Tercümesi; [Eğer onlarda sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolubulmuş olurlar, dönerlerse “mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar”. Onlara karşı Allah sana yeter. O işiten ve bilendir].

Bu ayette geçen<şikakın> [ شِقَاقٍ ] kelimesine, ayetinin tercümesinde <mutlaka-anlaşmazlık-içine-girmiş-olurlar> diye beş kelime ile oluşturulan bir anlam verildi.
<Şikakın> kelimenin içinde bulunduğu başka bir ayet:

38/1+2  اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – صوَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ (2) بَلْ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
Tercümesi; [Sad. Öğüt veren Kur-an-a yemin ederim-ki, küfredenler,(iddiaettiklerinin) aksine, bir gurur ve “tefrika” içindedirler]

Bu ayette geçen <şikakın> [شِقَاقٍ ] kelimesi, “tefrika” olarak tercüme edildi. <Tefrika> arapçadır. Bir arapça kelime öbür arapça kelime ile tercüme edilemez. Daha önceki ayette <şıkak> “mutlaka anlaşmazlık içine girmiş olurlar”, bu ayette <şıkak> kelimesi “tefrika” olarak tercüme ediliyor. <Tefrika> kelimesi Kur’an’da<tefrika> olarak varken bu ayette de aynı anlamı verdiler.

Bir ayet daha: 

41/52 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كَانَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُمْ بِهِ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِي شِقَاقٍ بَعِيد
Tercümesi; [ De-ki; ne dersiniz, Eğer o (Kuran) Allah tarafından ise,siz-de onu inkâr etmişseniz o zaman (haktan) uzak bir “ayrılığa düşenden” daha sapık kim vardır ]

Bu ayette <şikakın> [شِقَاقٍ ] kelimesi, <ayrılığa düşmek> olarak tercüme edildi.
Konu edindiğimiz üç ayette geçen < Şikak > kelimesine:
1 – Mutlaka anlaşmazlık içine girmiş olurlar
2 – Tefrika
3 – Ayrılığa düşme anlamları verilir.
Şikak kelimesi Kur’an’da 40 kez tekrarlanır ve çok farklı anlamlar verilir. Merak eden okuyucu kardeşler için ayet sayılarını ve verdikleri “farklı “ anlamlarını şöyledir:

1. 2/74 çatlamak
2. 2/137 anlaşmazlık içine girmek
3. 4/35 açılma
4. 4/115 karşı çıkmak
5. 9/42 meşakkat
6. 11/89 karşı düşmanlık
7. 11/105 bedbaht
8. 13/34 şiddetli
9. 16/7 güçlüklere katlanmak
10. 19/90 yarılmak
11. 20/2 güçlük çekmek
12. 20/117 sonra yorulup, sıkıntı çekmek
13. 22/53 ayrılık içinde olmak
14. 23/106 azgınlık
15. 28/27 ağırlık vermek
16. 38/2 tefrika içine düşmek
17. 41/52 ayrılığa düşmek
18. 87/11 kötü kimse

Başka bir örnek kelime, içinde <Haram> kelimesi bulunan bir ayet:

2/217 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – يَسْأَلُونَكَ عَنْ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ
Tercümesi; [ Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De-ki; Oayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah’ı inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine mani olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır…]

Bu ayette geçen <Haram> [الْحَرَامِ] kelimesi bir tercümede “yasak” olarak, başka bir tercümede de [الْحَرَامِ] < Mescidi Haram>, “haram mescit” olarak tercüme edildi. Kağbeye “haram mescit” diyor.
Bu beş örnekte gördüğümüz gibi aynı kelime ne kadar farklı, tutarsız, çelişkili ve Kur’an’ı rafa kaldıran anlamlarla tercüme edildi.
<< Ara bir hatırlatma: Burada gördüğünüz ve göreceğiniz gibi Kur’an hep çelişkili ve tutarsız tercüme ediliyor. Bu konuyu mevcut tüm Kur’an meallerinde inceleyebilirsiniz. Lütfen herkesle ve her yerde tartışmaya açın. Günah işlerim diye korkmayın. Siz hayır işleyeceksiniz. Fazladan ve kafadan bir şeyler söylemiş olmayacaksınız. İşte açıktan açığa yapılan tercümeler. Hangi meali alırsanız alın hepsi hemen  hemen aynıdır.

Tekrar edelim: Kur’an’ın kendisi çelişkili ve tutarsız değildir. Çelişki vetutarsızlık tercüme edenlerin kafasında vardır.

İslam dünyasının başına gelen tüm sıkıntılar hep bu yanlış tercümelerin yüzünden geliyor. Yetsin artık Yüce Allah’a yapılan yalan ve iftiralar>>.

 

Şimdi de eylemsel (fiilsel) değişikliklere uğrayan kelimelere verilen farklı anlamlı birkaç kelime alalım. 

Eylemsel farklılık, bir kelimenin konuşma süreci içinde uğradığı değişikliklerdir.
Örnek olarak bir kök (mastar) kelime alalım: “gelmek”.
“Gelmek”kelimesi emirde üç harf kaybeder ve -gel- olur. Üç harf kaybetti diye anlam değişikliğine uğramaz, anlamı sabit kalır. Eylemsel değişiklik, eyleyiş zamanını ve eyleyicinin sayısını verir. Anlam değişikliği vermez.
“Gel” kelimesi haberde -gelmektedirler- olarak gelince 11 harf eklenerek uzunca bir kelimeye dönüşür. Buna rağmen kelimenin anlamı sabit kalır ve hep -gelmeyi- dillendirir. Kelime eylemsel değişiklerle anlam değiştirmez. Bu durum sadece Türkçe’de değil, bilinen tüm Dünya dillerinde böyledir. Örneğin; Gelmek, gel, geldi, gelecek, geliyor, gelmişti, geleceklerdi, gelselerdi-ya, geleceklermiş şeklinde uzarda gider. Tüm bu eylemsel değişiklikler kelimenin “kök” anlamını değiştirmez. Kur’an’da da böyledir. Üstelik Kur’an yaşamsal ve bilimsel konuşur.

 

Eylemsel değişikleri yüzünden kendilerine faklı anlam verilen bazı kelimeleri örnek alıyoruz. 
Birinci örnek. Çokça okunan Fatiha süresindeki < Dal-lin > kelimesi:

1/7 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ  Tercümesi; [Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yoluna; gazaba uğramışların ve “sapmışların” yoluna değil]

Bu Ayet’te geçen <Dal-lin > kelimesi “sapmış” olarak tercüme edildi.
Aynı kelimeye başka bir ayette eylemsel olarak başka bir anlam:

32/10 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – وَقَالُوا أَئِذَا ضَلَلْنَا فِي الْأَرْضِ أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ بَلْ هُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ
Tercümesi; [Toprağın içinde “kaybolduğumuz” zaman, gerçekten biz-mi yeniden yaratılacağız? Deler”. Doğrusu onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler ]

Bu ayette geçen <Dal-lin> kelimesi <kaybolmak> anlamıyla tercüme edildi. Daha önceki ayette <sapmış>, bu ayette <kaybolmuş> olarak tercüme edilir.
Yaratıcımız ve yöneticimiz Yüce Allah aynı kelimeyi eylemde şöyle işler:

93/7 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – وَوَجَدَكَ ضَالًّا فَهَدَى
Tercümesi; [“Şaşırmış” bulup-da yol göstermedi-mi]

Bu ayette<Dal-lin> kelimesine <şaşırmış> anlamı veriliyor. Yaratıcımız Yüce Allah peygamberimiz Muhammed’e “seni şaşırmış bulup da yol getirmedim mi?” diye sitemde bulunur. Hâlbuki peygamberimiz sevgili Muhammet şaşırmış olmadığını şu ayette görüyoruz:

53/2  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى
Tercümesi; [Arkadaşınız “sapmadı” ve batıla inanmadı]

Bu ayette geçen<batıl> kelimesi Kur’an’da çokça <batıl> olarak geçer. Ancak bu ayetin içinde bu <batıl> kelimesi yok ama tercümesinde vardır. <Dal-lin> kelimesi de “sapmış” olarak tercüme edildi. Bir önceki ayette “şaşırmış”, bu ayette “sapmış”.
Onların tercüme akışı içinde <sizin arkadaşınız şaşırmadı> olması gerekirken bunu da çok görerek <sapmadı> olarak anlatıyorlar. Üstelik peygamberimiz Yüce Allah’ın yüce huzuruna çıkmış, nereye sapabilirdi ki. Hiç değilse “şaşırmadı” olarak tercüme etselerdi.
Bir de peygamberimiz büyük tüccardı ve ailesi daha önce Hristiyan idi. Üstelik başka ayette yüce Allah buyuruyor: “Ben sapmışlardan peygamber yapmam”. Dolayısıyla bu ayetin tercümesi yanlışın ötesinde Kur’an ile taban tabana zıt.

 

Şimdi de Kur’an’da <Hadid > ve Türkçe’de “demir” olarak tercüme edilen kelimeyi alıyoruz. Kur’an’da <Hadid> kelimesi “demir” anlamındadır.

57/25  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – وَأَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ
Tercümesi; [… Biz “demiri de” indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır..]

Bu ayet uzun olduğundan bir cümlesini aldım. Gerekli gören Kur’an’dan tümünü okuyabilir. Bu ayette <Hadid>kelimesi “demir” olarak tercüme edildi.
Bu ayette bizim için önemli olan “demir” kelimesidir. Yaratıcımız Yüce Allah buyuruyor ki: < Biz size “Demir” indirdik >. Demir kelimesi Kur’an’da <Hadid> olarak geçer. Eylemde (fiil çekiminde) <Hadde>, <hedidun>, <Hudut> olarak çeşitli ayetlerde yer alır.
Aynı kelime başka bir ayette; Ayeti kısa alıyoruz:

33/19 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – فَإِذَاذَهَبَ الْخَوْفُ سَلَقُوكُمْ بِأَلْسِنَةٍ حِدَادٍ أَشِحَّةً عَلَى الْخَيْرِ
Tercümesi; [… Korku gidince ise, mala düşkünlük göstererek sizi “sivri” dilleri ile incitirler…]

Bu ayette “demir” kelimesi “sivri” olarak tercüme ediliyor, “sivri”dil.
<Hadid> kelimesi başka bir ayette:

9/63 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّهُمَنْ يُحَادِدْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَأَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًافِيهَا ذَلِكَ الْخِزْيُ الْعَظِيمُ Tercümesi; [(Hala) bilmediler mi ki, kim Allah ve Resulüne “karşı koyarsa” elbette onun için, içinde ebedi kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük rüsfaylıktır]

Bu ayette de “demir”, “karşı koymak” olarak tercüme ediliyor.
<Hadid> kelimesi başka bir ayette:

4/13 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ وَمَنْ يُطِعْ اللَّهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ 
Tercümesi; [Bunlar, Allah’ın (koyduğu) “sınırlardır”. Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu, zemininde ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur]

Bu ayette demir, “sınır” olarak tercüme edildi.
Başka bir ayet:

50/19 اَعُذُباِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذَلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيدُ 
Tercümesi; [Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de; İşte (ey insan) bu, senin “öteden beri kaçtığın şeydir”, denir]

Bu ayette demir “öteden beri kaçtığın şeydir”, “kaçılan şey” olarak tercüme edildi.
Aynı kelime başka bir ayette:

50/22      اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ
Tercümesi; [Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün “keskindir” (denir)]

Bu ayette “demir” kelimesi “keskin” olarak tercüme edildi. Aslında <bugün artık gözün “demirdir”> diye tercüme edilmeli idi. Ancak bu aklına yatmamış, kafasına göre <keskin> demiş. Kur’an dilinde her ikisi de yanlıştır. Ayetin bilimsel olarak açıklanması gerekir.
“Demir” kelimesi ile ilgili altı ayet sıraladık. Bu ayetlerde bulunan “demir”kelimesi
1. Demir
2. sivri
3. karşı koyma
4. sınır
5. kaçılan şey
6. keskin olarak anlamlaştırıldı.

Bu kelimelerin hiçbiri “aynı kökten gelmiyor ve anlamları birbirini tutmuyor.
Daha iyi anlaşılması bakımından iki örnekleme.
Birinci örnek: Parmak, kalınparmak, kısa parmak, uzun parmak, ince parmak. Hepsi aynı anlamı vermez ama aynı kökten kaynağını alır.
İkinci örnek: Karartı, karanlık, gece. Aynı kökten geliyor ama birbirini tuttuğu halde “aynı anlamı vermez”.
Konu edindiğimiz tüm ayetlerde hiçbir kelime örneklemede verdiğim kurallara uymuyor. Bu demek oluyor ki bu ayetlerde yapılan tercümelere verilen anlamlar tamamen kafadan uydurma ve keyfi veriliyor. Yapılan ayet tercümeleri tercüme kurallarına uymuyor ve tercüme mesleğiyle de taban tabana zıttır.

Şimdi örnek olarak alacağimiz kelime <Selat> kelimesi. Anlamı “namaz”. Namaz diye bildiğimiz tartışma götürmez < Selat > kelimesini alıyoruz.

4/103  اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – فَإِذَاقَضَيْتُمْ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنتُمْفَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَكِتَابًا مَوْقُوتًا  Tercümesi; [“Namazı” bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah’ı anın. Huzura kavuşunca da “namazı” dosdoğru kılın; çünkü “namaz” müminler üzerine vakitleri belli bir farzdır]

Bu ayette namaz, < Selat > üç kez tekrarlanıyor ve her seferinde <Namaz > olarak tercüme ediliyor.
<Selat> kelimesi başka bir ayette:

9/103 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – خُذْمِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْإِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ Tercümesi; [Onların mallarından sadaka al; bununla onları(günahlarından)temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için “dua” et. Çünkü senin“duan” onlar için sükûnettir (onları yatıştırır). Allah işiten,bilendir]

Bu ayetin bu tercümesi hem İslam dinini ve hem de insanı küçük düşürüyor. Yüce Allah peygamberimize sadaka toplamayı emrediyormuş. < Ve onları temizle >, peygamberimiz birilerini temizleyecekmiş. Peygamberi hem dilenci hem de temizleyici yaptılar. Üstelik temizlediklerini <onları arıtıp yüceltesin >, o temizleyeceklerini kendinden üstün tut.
Bu ayette < Selat > kelimesi iki kez geçer ve < dua > olarak tercüme edilir. “Dua” kelimesi Kur’an’da < Dua > olarak geçer. Bu da şu demek oluyor: Bir Kur’an’ın kelimesini başka bir Kur’an kelimesiyle tercüme ediyorlar. Keyiflerine nasıl geliyorsa öyle yapıyorlar.
Aynı kelime başka bir ayette:

33/56 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -إِنَّ اللَّهَوَمَلَائِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّواعَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلِيمًا 
Tercümesi; [Allah ve melekleri, Peygambere çok “Selat” ederler. Ey müminler! Siz de ona “selevat” getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin]

Yapılan bu tercüme ile şu anlatıyor: Yaratıcımız Yüce Allah ve melekleri acizler, peygambere “Selat” okuyorlar. Bize de, “Müslümanlar, siz de ona “Selat” okuyun” buyuruyor. Yaratıcımız Yüce Allah peygamberimize neden <Selat> okusun?
Baka bir Ayet:

52/16 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – اصْلَوْهَافَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Tercümesi; [ “Girin” oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız ]

Bu ayette < Selat > kelimesi < girin > anlamıyla tercüme edildi. Ateşin olduğu yere “girin” kelimesine (Selat) dendi.
<Selat> kelimesi başka bir Ayet’te:

69/31 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ 
[Sonra alevli ateşe “atın” onu] bu Ayet-te Selat kelimesi < atın >anlamıyla tercüme edildi.
Namaz ile alakalı son bir Ayet: 74/26 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -سَأُصْلِيهِ سَقَر
Tercümesi; [Ben onu sekara (cehenneme) “sokacağım”]

Bu ayette de< Selat > kelimesi “sokmak” olarak tercüme edildi. <Selat> kelimesi Kur’an’da daha başka anlamlarla da tercüme edilir. Şimdilik bu kadarı ile yetinelim.
Sonuç, <Selat> kelimesine altı ayette altı farklı anlam veriliyor.
1. Namaz
2. Dua
3. Selevat
4. girmek
5. atmak
6. sokmak.
Dolayısıyla yapılan tüm tercümeler Kur’an ile yakından ve uzaktan bir örtüşme göstermiyor. Hepsi kafadan uydurulupp keyfe göre tercüme edildi. Hepsini kafadan uydurup yaratıcımız Yüce Allah’a iftira ediyorlar.
Bir ara bilgilendirme: Yanlız tek olarak aldığımız kelimeler yanlış tercüme edilmiyor, ayetlerde bulunan diğer kelimeler de doğru tercüme edilmiyor. Hepsi aynı yanlışlık içinde tercüme ediliyor. Tek olarak aldığımız ayetin içinde bulunan diğer kelimeleri bir bir alıp inceleyecek olursak hepsinin aynı yanlışlıkta olduğunu görürüz.
Sıradan bir kelime daha alalım. Kur’an da <Cünüp> kelimesi Türkçe’de “cenabet” olarak bilinir.
Örnek Ayet:

3/191 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – الَّذِينَيَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْوَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَابَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Tercümesi; [Onlar, ayakta dururken, otururken, “yanları üzerine yatarken” (hervakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derindüşünürler (ve şöyle derler;) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru]

Bu ayette < cünüp > kelimesi “yanları üzerine yatarken” anlamıyla tercüme edilir. Her ne kadar bu üç kelime tek bir kelime anlamı verebiliyor olsada “yan üzere yatmanın” ne olduğu belli değil. İnsan karnı üzerine yatar, arkası üzerine yatar, sağ kolu üzerine yatar, sol kolu üzerineyatar ama “yan üzerine yatmak” denince neresi olur acaba? Bilinmez.
<Cünüp> kelimesi, başka bir ayette:

4/36 اَعُذُباِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًاوَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَبِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِوَالْجَارِ ذِي الْقُرْبَى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِالسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَمُخْتَالًا فَخُورًا
Tercümesi; [Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, “uzak” komşuya,“yakın” arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye,hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez]

Bu ayette < cünüp > kelimesi iki kez tekrarlanır. İlkinde <“uzak” komşuya > “cünüp komşuya”, ikincisinde < “yakın”arkadaşa > “cünüp arkadaşa iyi davranın” şeklinde. İki kez tekrarlanan < cünüp> kelimesi ile cümleyi <cünüp komşuya ve cünüp arkadaşa iyi davranın > olarak tercüme edeceklerdi. Görüldüğü gibi bu hesaplarına gelmedi ve < cünüp > kelimesine ilkinde “uzak” ve ikincisinde “yakın” olaraktercüme edildi.

Ayni kelime başka bir ayette:

4/43 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -يَاأَيُّهَا الَّذِينَآمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلَاةَ وَأَنْتُمْ سُكَارَى حَتَّى تَعْلَمُوا مَاتَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّى تَغْتَسِلُوا 
Tercümesi; [Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar–“cünüp” iken de – yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın…]

Bu ayette < cünüp > kelimesinin ne anlama geldiğini kesinleştiriyor. < Cünüp iken = eşiniz ile şehvi ilişkide bulunur ve “belleri” gelir ise- namaza yaklaşmasın – ta-ki yıkanırsınız >. Bu ayet ile de cünüp olanın yıkanmasının farz olduğunu bildiriliyor.
Son bir ayet:

39/17   اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَالَّذِينَ اجْتَنَبُواالطَّاغُوتَ أَنْ يَعْبُدُوهَا وَأَنَابُوا إِلَى اللَّهِ لَهُمْ الْبُشْرَىفَبَشِّرْ عِبَادِي  Tercümesi; [Tağut’a kulluk etmekten “kaçınıp”, Allah’a yönelenlere müjde vardır…]

Bu ayetteki “kaçınma” kelimesi < cünüp > kelimesinin yerine kondu. Oysa < tağut-a kulluk etmekten “ cünüp” olun > diye tercüme etmeleri gerekirdi.
Görüldüğü gibi <Cünüp> kelimesini dört ayrı ayette dört farklı anlamlarla tercüme edildi.
1. yanları üzerine yatmak
2. a) “uzak” ve b) “yakın”
3. “Cenabet” olmadurumu
4. “kaçınma”

Böylece dört ayrı ayette verilen dört farklı anlam ne ayetin anlamını veriyor ne de kelimeler bir kökten geliyor. Hepsi birbirine taban tabana zıt anlamlı.
“Cünüp” kelimesi Kur’an’da 33 kez tekrarlanır ve 13 farklı anlam verilir. Merak edenler için ayet sayılarını ve kelimelerin farklı anlamlarını şöyledir:
1. 3/191 yan üzerine yatmak.
2. 4/31 kaçınmak.  3. 4/36 yakın.
4. 4/43 cünüp.  5. 5/90 uzak.
6. 9/35 yan.  7. 16/36 sakınmak.
8. 17/68 taraf. 9. 17/83 yan çizmek.
10. 28/44 yön. 11. 28/46 yanında olma.
12. 32/16 vücut 13. 39/56 aşırı gitmek.

 

Çok bildiğimiz ve çokça söylediğimiz < Ruh > kelimesini alıyoruz.
<Ruh> kelimesi de türkçeleştirilmiş bir kelimedir. Dolayısıyla Kur’an’da <Ruh>, Türkçe’de <Ruh> olarak bilindiği için ne anlam taşıdığı belli değil. Ku’ran dilindeki anlamı başkadır. Birkaç örnek.
Önce ayetin içinde <Ruh> olarak bildirildiği ayet:

32/9 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – ثُمَّسَوَّاهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِنْ رُوحِهِ وَجَعَلَ لَكُمْ السَّمْعَوَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ
Tercümesi; [Sonra onu tamamlayıp şekillendirilmiş, ona kendi “ruhumdan”üflemiştir. Ve sizin için kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!]

Bu ayet insan “ruhundan” bahsediyor.
Birkaç ayet alıyoruz:

8/46 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَأَطِيعُوااللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَرِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Tercümesi; [Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da “kuvvetiniz” gider. Birde sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir]

Bu ayette <Ruh> kelimesi “kuvvet”olarak tercüme edildi. Kuvvet kelimesi Kur’an’da <Kuvvet> olarak geldiği halde <Ruh>kelimesine de “kuvvet” dediler.

12/87 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -يَابَنِيَّ اذْهَبُوافَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَيْئَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِإِنَّهُ لَا يَيْئَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الكَافِرُونَ
Tercümesi; [Ey oğullarım! Gidin de Yusuf’u ve kardeşini iyice araştırın, Allah’ın “rahmetinden” ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın “rahmetinden” ümit kesmez ]

Bu ayetteki < Ruh > kelimesi “merhamet” olarak tercüme edildi. Merhamet kelimesi ise Kur’an’da aynen <merhamet > olarak vardır. Besmele de iki tane “Rahmet” kelimesi vardır.

12/94 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَلَمَّا فَصَلَتْ الْعِيرُقَالَ أَبُوهُمْ إِنِّي لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ لَوْلَا أَنْ تُفَنِّدُونِي
Tercümesi; [Kafile (Mısır’dan) ayrılınca, babaları (yanındakilere); Eğer bana bunamış demezseniz inanın ben Yusuf’un “kokusunu” alıyorum! Dedi]

Bu ayette < Ruh > kelimesine “ koku” anlamı verildi.

15/22 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَأَرْسَلْنَاالرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَأَنْزَلْنَا مِنْ السَّمَاءِ مَاءً فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُوَمَا أَنْتُمْلَهُ بِخَازِنِينَ
Tercümesi; [Biz, “rüzgarları” aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız]

Bu ayette < Ruh > kelimesi “Rüzgar” olarak tercüme edildi.

16/6 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌحِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ
Tercümesi; [Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır]

Bu ayette koyun ve ineklerden bahsediliyor: < Sabahleyin meraya yürütürken ve akşamleyin eve toplarken onlar sizin için bir güzellik saçarlar >. Bu ayette Ruh> kelimesine, “akşamleyin getirirken” olarak tercüme edildi.

56/89 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌوَجَنَّةُ نَعِيمٍ
Tercümesi; [Ona “rahatlık”, “güzel rızık” ve Naim cennetleri vardır]

Bu ayette < Ruh > kelimesi iki kez ardı ardına gelir. Birincisi “rahatlık”, ikincisi ise “güzel rızık” olarak tercüme edildi.
< Ruh > kelimesine daha başka anlamlar da verilir. Ancak buraya aldığımız yedi ayette geçen < Ruh > kelimesine
1. insan ruhu
2. Kuvvet
3.Merhamet
4. Koku
5. Rüzgâr
6. Akşamleyin getirme ve
7. a) rahatlık b) güzel rızık
olarak sekiz farklı anlamla tercüme edildi. Bu tercümeyi anlayabiliyorsanız hadi anlatın.

 

Şimdi Kur’an da geçen <Ğerede> kelimesini alalım. 
< Ğerde > kelimesi 79 kez Kur’an’da yer alır ve çok farklı anlamlara maruz kalır. Onlardan birkaç tane alıyoruz:

2/31  اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَعَلَّمَآدَمَ الْأَسْمَاءَكُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنْبِئُونِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاء إِنْ كُنتُمْصَادِقِينَ Tercümesi; [Allah Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları önce meleklere “arzedip”; Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi ]

Bu ayette < Ğerede > kelimesi “arz etmek” olarak tercüme edildi.

Yapılan bu tercümede yığın yığın hakaret ve iftiralar var. Yaratıcımız Yüce Allah meleklere demiş: Sizi yalancılar (Melekler), eğer yalancı değilde sözünüzde sadık iseniz bana şunların isimlerini bildirin.

Bu tercümeleri yapanlar, Meleklerin yüzüne nasıl bakacaklar.

3/133 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْوَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Tercümesi; [Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup “genişliği” gökler ve yer kadar olan cennete koşun]

Bu ayette <Ğerede> kelimesi “genişlik” olarak tercüme edildi.

6/4 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَمَاتَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Tercümesi; [Rablerinin ayetlerinden onlara bir ayet gelmeye dursun, o ayetlerden ille de “yüz çevirirler”]

Bu ayetteki < Ğerede>kelimesi “yüz çevirmek” olarak tercüme edildi.
Görüldüğü gibi < Ğerede > kelimesi üç ayette farklı anlamlarla tercüme edildi.
1. arz etmek
2. genişlik
3. yüz çevirmek.
Üçüne de ayrı anlamlar veriyor. Merak edenler için <Ğerede > kelimesine verilen farklı anlamları sure ve ayetleri aşağıdadır. Hangi meal ve tefsirlere bakarsanız bakın, sonuç çok az farkla aynı sayıdan aşağı düşmeyecek. Bazı meal ve tefsirlerde anlam sayısı 45’e kadar yükselebilir. Merak eden inceleyebilirler.
Kur’an’da 79 kez tekrarlanan < Ğerede > kelimesine verilen faklı anlam ayetleri:
1. 2/31 arz etmek.
2. 2/83 yüz çevirmek.
3. 2/74 engel koymak.
4. 2/235 üstü kapalı biçimde.
5. 3/23 caymak.
6. 3/133 genişlik.
7. 4/16 artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçmek.
8. 4/63 aldırmamak.
9. 4794 geçici menfaat.
10. 4/135 kaçınmak.
11. 5/68 uzak durmak.
12. 7/169 iki kere; a) değersiz mal b) menfaat.
13. 8/67 geçici mal.
14. 9/42 dünya malı.
15. 9/76 sözden dönmek.16. 9/95 vazgeçmek.
17. 12/105 yüz çevirip geçmek.
18. 17/28 yüze bakmamak.
19. 17/67 dönmek.
20. 18/48 huzura çıkartılma.
21. 18/57 sırt çevirmek.
22. 18/100 a) yüz yüze b) getirmek.
23. 32/30 bırakmak.
24. 33/72 teklif etmek.
25. 38/31 sunmak.
26. 40/46 sokulmak.
27. 41/51 durmak.
28. 42/45 arz olunmak.
29. 46/24 a) yayılan b) yaygın.

Dolayısıyla < Ğerede > kelimesine 30 ile 50 arası farklı tutarsız ve yersiz anlamlar verilir. Bir kelimeye 50 anlam vermek!?

“Neden bir kelimeye bu kadar değişik anlamlar veriyorsunuz?” diye sorulduğunda cevap olarak “efendi! Kur’an kelimeleri çok zengin kelimeler, onların mecazı anlamları var, ıstılahı anlamları var, yaz ve kış anlamları var, sonbahar ve ilkbahar anlamları, eğlence anlamları ve daha ne tür anlamları var” derler.

<< Yeniden dikkatleri bir konuya çekmek gerekiyor: Sadece ayetlerin içinde örnek olarak aldığımız kelimeler çok anlamlı tercüme edilmiyor, ayetin diğer tüm kelimeleri de aynen böyle çok anlamlı ve tutarsız tercüme ediliyor. Bir ayetin içinde bulunan kelimeleri tam açmak için daha çok sayfa yazmak gerekeceği için, konu dağılır endişe ile sırası gelince daha ilerde açıklayacağım İnşa-Allah >>.

Bir ara bilgilendirme: Bir kelimeye bir anlamdan başka anlam verilemez. Sebebi ise başka bir anlamı olmadığından. Bir kelimenin tek anlamı olur. Başka bir deyişle; bir kelimenin iki anlamı olmaz, iki anlamlı kelime yoktur, olamaz. Bir kelimenin tek anlamlı olduğunu Kur’an’ın kendisi bildiriyor ve Kur’an’ı sadece tek anlam ile tercüme etmeyi emrediyor.
“Kelime” sözcüğü Kur’an’dan alınma bir kelimedir. Tüm Dünya dillerinde karşılığı < Bili-koyuş-tur >. Bir < Bili-koyuş > ne olduğunu, ne görev yaptığını bildirir. “Bilgi koyuşu” ya da “Bili-koyuş”.
Bundan dolayı Kur’an’da “isim” diye bildiğimiz “isim” yoktur. Kur’an da geçen tüm kelimeler birer < Bili-konuşturlar >, yaşamdan bir parçadırlar veya bir yaşam parçası taşırlar.
Böylece Kur’an bize nasıl konuşacağımızı da öğretiyor. Sadece biz Müslümanlara değil, tüm insanlığa nasıl konuşulacağını öğretiyor.
Bir < Bili-koyuş> yaşamdan bir yapı, görev bildirir. Örneğin “sandalye” bir isimdir, Kur’an’da isim geçmediği için karşıtı < Oturak-dır >. Çünkü sandalyenin görevi oturulmaktır. Kur’an’da her şey göreviyle anılır. Yaratılanlar kavramlarla değil görevleriyle anılırlar.
Sandalye yerine görevi olan < Oturak > “kök anlam” olarak alınır ve çoğaltılmış < Oturaklara > göre geliştirilir. Örneğin; yaylı oturak, ikili oturak, üçlü oturak, meşinli oturak, salıncaklı oturak, köşe oturak vs. Bütün bunların hepsi birer bili-konuştur, ne yaptıklarını < bildirirler >, Bili-konuş.
Bu <bili-konuşları> yeniden anlamlaştırmak gereği kalkmıştır. Yaratılan her şey tek bir görevde bulunur. Bir kalem hem yazıp hem de tarlada kazmaz. Kazmak başka bir görev, yazmak başka bir görev. Kazmak, kazmalığını < bildirir >, kalem ”yazmalığını” < bildirir >. Eğer bir kaleme hem “kalem” hem de “kazma” derseniz o zaman yaşamı birbirine karıştırırsınız. Ne anlatmak istediğinizi anlatabilirsiniz ne de dediğinizi karşıda ki anlar. Böylece işi kargaşaya boğarsınız. Tıpkı günümüzde Kur’an ile yapıldığı gibi.
Güneş ışık veriyor diye güneşe “lamba” diyemeyiz. Güneş başka şey lamba başka şey. Böylece lambaya hem Güneş anlamını hem de lamba görevi, dolayısıyla anlamı verilemez. Taşlar yerli yerine konacak. Yoksa dil kargaşaya dönüştürülür, insanlar hep yanlış anlar ve koca Güneş’i Lamba sanmaya başlar. Öyle olunca da binlerce kelimeye gerek kalmaz. Bir kelime veya birkaç kelimeye istedikleri kadar anlam yüklesinler ve anlatabildikleri kadar anlatsınlar, şayet birileri anlayabilirse.
Sonuç: Bir kelimenin tek görevi olduğun için tek anlamı olur. İki anlamlı kelime yoktur ve olamaz. Öyle olsaydı o zaman kelimelerin bir görevi, anlamı kalmaz ve öylece konuşmanın da amacı biter. İki görev veya anlamlı bir kelime olamaz, iki anlamlı küçük bir cümle olur. Ancak kafadan uydurulmuş kavramların ne anlama gelebileceklerini anlatmak için sözlüklerde sözlüklerin yazarı “kelimeleri” farklı cümlelerin içinde işleyerek onların ne anlama gelebileceğini okuyucusuna anlatmaya çalışır. Eğer kelimeler <Bili-konuş> halinde biliniyorsa, örneğin “sandalye” yerine“oturak” denirse o zaman onları yeniden izah etmeye gerek kalmaz.
Hemen ilave edelim. Sözlüklerin görevi kelimeleri çokça anlamlaştırmak değildir. Bir sözlükle bir milletin konuştuğu “dilin” ne kadar kelimelere sahip olduğunu tüm vatandaşlarına bildirir ve herkesçe öğrenilmelerini sağlar ve böylece kelimelerin unutulup yok olmalarını önler. Sözlük.
Geniş bilgi almak isteyenler “Yaratıcımız Yüce Allah: Kur’an’ı yeniden veriyor” adlı kitaptan alabilirler.

Şimdi yapılan tercümelerin ne kadar keyfi ve sorumsuzca tercüme edildiğini görmek için bir kelime alalım.

Tüm dünyada tartışma götürmez bir düzeyde bilinen ve tanınan <Helal> kelimesini kısaca ele alalım. <Helal> kelimesinin ne olduğunu ve ne anlam taşıdığını bilmeyen kimse yok. Kelime her ne kadar Arapça olsa da tüm İslam dünyası bu kelimeyi olduğu gibi bilir ve < Helal > kelimesinin anlamını, yasağın karşıtı olarak kabul eder.
< Helal > kelimesini içeren bir ayet alıyoruz:

5/2 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – يَاأَيُّهَاالَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّه وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَاالْقَلَائِدَ وَلَا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْوَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُو
Tercümesi; [Ey iman edenler! Allah’ın (koyduğu dini) işaretlerine, haram aya, (Allah’a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram’a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz…]

Bu tercümeyi cümleler halinde ayıralım. < Ey iman edenler! Allah’ın işaretlerini> cümledeki “işaretlerini” kelimesinin ayetteki karşılığı <Şeğaire-dir >. Bu kelime genel olarak “şuur”, “şair” olarak bilinir. <Şeğair > kelimesi Kur’an’da 40 kez tekrarlanır ve en az 13 ayrı anlam verilir. Türkçe’de de çoğu kez “şuurlu veya şuursuz bir kimse” şeklinde bilinir.
Hemen hatırlatmam gerekir bu < Şeağir >, şuur kelimesine verilen tüm anlamlar Kur’an’ın anlamıyla örtüşmezler. Hepsi kafadan uydurmadır.
Ayete dönecek olursak; < ey iman edenler! Allah’ın işaretlerine (?), haram aya, kurbana, gerdanlıklara (?), Beyt-i harama (?) “saygısızlık etmeyin” >. Yaratıcımız Yüce Allah’ın işaretleri nedir veya saygı gösterilecek gerdanlıklar nelerdir? Acaba tüm Müslümanlardan zenginlerin gerdanlarında taşıdığı altın ve mücevheratlara saygı göstermeleri mi isteniyor?
Bu 5/2 ayetinde sayılan beş parçaya “saygı gösterilmesi” istenir. Bu “saygısızlık etmeyin” sözü ayette <Helal> olarak geçer. < Helal> kelimesi ile ayet tercüme edilirse < ey iman edenler! Allah’ın işaretlerini, haram ayı, kurbanı, gerdanlıkları ve Kağbeye yönelmeyi “ Helal “etmeyin > olur. Böylece tüm Kur’an’ın hükmü ortadan kaldırılmış olur.
Eğer < Allah-ın işaretleri > Kur’an ise o zaman << Allah’ın Kur’an’ını <Helal> etmeyin olur. Çünkü < Helal > kelimesinin başında olumsuzluk < La > harfi var. < Helal etmeyin > veya << Allah’ın hükümlerini < Helal etmeyin >, <kurbanı Helal etmeyin, Kağbeye gitmeyi Helal etmeyin >. < Helal > kelimesi ayeti tercüme edenlerin hesabına gelmediği için onun yerine “saygısızlık etmeyin” sözünü koydular.
< Helal etmeyin > veya “saygısızlık etmeyin” ifadesi ayetin eylemcisi(faili)dir. Böyle bir tercüme ile bu ayette şunu bildiriyorlar: < Ey iman edenler, Yüce Allah’ın hükümlerini, yasalarını, haram ayı, kurbanlıkları, gerdanlıkları ve Kâbe-ye gitmeyi uygulamanıza gerek yok, isterseniz uygulayın, ancak bu hükümlere saygı gösterin veya bu hükümlere saygılı olun, hepsi okadar. Yüce Allah’ın koyduğu hükümleri uygulama zorunluluğu kaldırıldı. Sadece “saygısızlık etmemek” isteniyor. Kur’an’ın işini bitirin> olur.
Bu ifade ile İslamiyet keyfiliğe bırakıldı. İsteyen Müslüman olsun isteyen olmasın, sonuçta hesaba çekilme ve cezalandırma yok. Böylece İslamda ceza hükmü kaldırıldı. Sadece iman edeceklerden “saygı bekleniliyor” o kadar. Bu tercümeyi yapanlar, bir dip not da bırakmıyorlar. Ancak tercüme edenler istedikleri zaman bazı ayetlerin hükmünü bazı diğer ayet hükümleri ile kaldırıyorlar. Bu ayetin hükmünü hangi ayet ile kaldırdıkları bilinmiyor. Dolayısıyla ayetin tercümesi onlarca geçerlidir.
Ancak bu ayeti tercüme edenler, aynı < Helal > kelimesiyle başka bir şeyler helal ediyor. Başka bir ayetin hükmünü kaldırıyorlar:

66/2 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – قَدْ فَرَضَ اللَّهُ لَكُمْ تَحِلَّةَأَيْمَانِكُمْ وَاللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Tercümesi; [Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşrukılmıştır. Sizin yardımcınız Allah’tır. O bilendir, hikmet sahibidir]

Bu tercümede geçen “bozmak” kelimesinin Kur’an’daki karşılığı <Helal> kelimesidir. < Helal > anlamı nerde, “bozmak” anlamı nerde? Birbiriyle hiçbir bağlantıları bulunmuyor. Üstelik birbirine tamamen zıt. Tercümedeki “meşru kılma” sözü Kur’an’da < Ferede>, farz olarak geçer. “Meşru” kelimesinin içeriliği zorunluluk gerektirmez ama < farz > zorunluluk gerektirir. <Farz > olmazsa olmazdır. Bu tercüme ile Kur’an altüst edildi.
Böylece ayetin tercümesi < Yüce Allah yeminlerinizi helal yapmayı sizin için farz kıldı > olur. Bu tercüme bir şey anlatmadığı için bunu < Yüce Allah yeminlerinizi bozmayı meşru kıldı > demekle başka bir ayetin hükmünü kaldırdılar:

5/89    اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَاحْفَظُوا أَيْمَانَكُمْ
Tercümesi; [.., yeminlerinizi {işler-tutun} koruyun = yerine getirin…]

Bu hususta daha çok ayet var.
5/89 ayetinin hükmünü mü kaldırıyorlar yoksa 66/2 ayetinin hükmünü mü kaldırıyorlar? Bilinmiyor. Yemin bozmak ya ceza görür yahut ceza görmez. İkisi birden olmaz. Bir yandan < Yüce Allah yeminlerinizi yerine getirmeyi farz kıldı > diyeceksin, diğer yandan < Yüce Allah yeminlerinizi “bozmanızı” helal ve farz kıldı> diyeceksin. En azından ne diyeceğini bilmen gerekir.
5/2 ayetinde geçen < Yüce Allah-ın işaretlerine, haram aya, kurbanlıklara, gerdanlıklara ve Kağbe-yi tavafa saygısızlık etmeyin,..> demekle insanlardan gizlenen esas Kur’an hükmü başkadır. Ayetin önemine binaen Kur’an dilinde ne anlama geldiğini kısmen de olsa kısaca tercüme edelim. 5/2 ayeti Kur’an’ın ve İslam dininin bekçisidir, o kadar önemlidir.
Ayette geçen < Helal ve Şeğere > kelimeleri, ayetin eylemcileridir. Sadece bu iki kelimenin Kur’an dilinde ki anlamlarını vererek ayetin hangi hükmü taşıdığını görelim.
< Helal > kelimesinin Kur’an dilinde anlamı “Derleyip-uydurmak” dır. Mevcut tercümeden bir örnek:

5/88   اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَكُلُوامِمَّا رَزَقَكُمْاللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا
Tercümesi; [Allah’ın size “helal” ve temiz olarak verdiği rızıklar dan yeyin…]

Yüce Allah’ın yarattığı insana rızkı helal etmesi gerekmez, zaten ayetin amacı bu değil.
Eğer <temiz olarak verdiği rızıklardan yeyin > denir ise, o zaman yaratıcımız Yüce Allah’ın “pis” yarattıkları da var demiş olursunuz.
Bu cümleyi Kur’an dilinde tercüme edince; 5/88 < Allah-ın size yaraşık olarak “derleyip-uydurduğu” geçim-kaynakların dan yeyin > önünüze her konanı veya elinize her geçirdiğinizi yemeyin. Sizin için özel olarak, insana yaraşır “derleyip-uydurduğum” geçim kaynaklarından yeyin, size yaraşır, insana yakışır, “derleyip-uydurduğum, size göre yarattığım geçim kaynaklarından yeyin.
5/2 ayetinde ki ikinci kelime olan < Şeğere > kelimesinin Kur’an dilinde ki anlamı “derleyip-düzenlemek” dir. Geleneksel dilde “yasa” veya “yasalar”. Yasalaştırılan, bozulmasına izin verilmeyen < derleyi-düzenletişler>. Yasalar, insanlara veya vatandaşlara nasıl yaşamaları gerektiğini bildirmek. Derleyi-düzenletişler, insanlara nasıl yaşayacaklarını bildirişler anlamındadır. < Şeğair >, insanın yaşamını “derleyip-düzenleyenler”, yani “yasalar”.

Bir örnek:

26/224  اَعُذُباِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَالشُّعَرَاءُ يَتَّبِعُهُمْ الْغَاوُونَ
Tercümesi; [Ve Şairler, onları şımarıklar peşler]

Bu ayette geçen <Şağir> kelimesi genelde şair olarak bilinir ve öyle tercüme edilir. “Şair” ve “şiir” kelimeleri Arapçadır. Şairler, yani “şiir yazanlar”. “Besteci” ve“beste” kelimeleri de Farsça’dır. Şair kelimesini Kur’an içeriliği itibari ile anıyor. Bir şair şiir “derleyi-düzenler”. Şair şiirlerini kafasına göre kelime kelime, satır satır “derleyi-düzenler”. Yasa çıkartanlar da yasa yasa, paragraf paragraf “yasalarını derleyi-düzenlerler”.
< Şeğere >kelimesinin “derleyi-düzenleyiş” anlamında olduğunu başka bir ayetle denetleyelim.

26/113 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – إِنْحِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ
Tercümesi; [Onların hesabi ancak Rabbime aittir. Bir “düşünseler” ]

Bu son “bir düşünseler” kelimesi ayette <Şeğere > kelimesidir. Aynı kelime daha önceki ayette “işaretler” olarak tercüme edilmişti. Kur’an’da bir çok kelimeyi “düşünmek” kelimesi ile tercüme ettikleri halde < Şeğere > kelimesine de “düşünmek” anlamı veriyorlar. Kur’an’da “düşünmek” kelimesi <Fekere > olarak geçer. Tefekkür, yani “düşünmek”.
26/113 ayetindeki < Şeğere > kelimesi <derleyi-düzenlemek > olunca <onların hesabı Rabbime aittir, keşke “derleyi-düzenleseler”>, düşünüp taşları yerli yerine koysalar.
Mevcut tercümeden başka bir ayet:

27/65  اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – قُلْلَا يَعْلَمُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُوَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ 
Tercümesi; [De ki; Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez ve onlar ne zaman dirileceklerini de bilemez]

Bu ayette iki kelime “bilemez”anlamı ile tercüme edildi. Birinci kelime < Ğalime>dir. İkinci kelime <Şeğere>dir. < Şeğere > kelimesi daha önce “işaret”, şair ve “düşünce” olarak tercüme edildi. Bu ayette “bilmek” olarak tercüme edildi. Aynı ayetin içinde “bilmek” kelimesi varken bir başka anlamlı kelimeye de “bilmek” anlamı verildi. İki ayrı Kur’an kelimeleri aynı cümle içinde “bilmek” kelimesi ile tercüme edildi.
Bilmek olarak tercüme edilen kelime < Şeğere >dir ve <onlar nezaman dirileceklerini “bilemez” > cümlesinin Kur’an dilinde ki anlamı < onlar ne zaman dirileceklerini “derleyi-düzenleyemez >dir. Denetlemek için aldığımız üç ayet içinde bulunan <Şeğere>, “derleyi-düzenlemek” her seferinde meydanda olmayan bir yerlerden “derleyi-düzenleyerek” bir şeyler meydana çıkarılıyor.
Nasılki bir şair olmadık yerde kafadan uydurup şiirler “derleyi-düzenliyorsa”  26/113 ayetinde olduğu gibi < onların hesabi ancak Rabbime aittir. Bir düşünseler >, ortada olmayan gaybın getireceklerini “derleyi-düzenleseler”. 27/65 ayetinde < ne zaman dirileceklerini bilemezler >, bilinmeyen ölüm gününü daha önceden “derleyi-düzenleyemezler”.
Şimdi konu edindiğimiz İslam dininin bekçisi olan 5/2 ayetini tekrar alalım. Önce mevcut tercümeden: <Ey iman edenler! Allah’ın koyduğu işaretlere Saygısızlık etmeyin..>.  Ayetin başında gelen < ey iman edenler> tamamen yanlış ve yersizdir. Hem de Kur’an’ın genel yapısına terstir. Çünkü iman etmenin Türkçesi “inanmaktır. < Ey inananlar! > olması gerekirdi. < Ey inananlar > da olsa yanlış olur. Bir şeye inanmak beraberinde eylem zorunluluğu getirmez.
Bir kimse hıristiyanlığa inanır, kapitalizme inanır, komünizme inanır, budizme inanır, brahmancılığa inanır vs. İnanmaz ise yalan söylemiş olur, çünkü bunlar var. Var olan bir şeye inanmaz iseniz yalan söylemiş olursunuz. Böylece bir kimse İslam dinine inanır ve öylece kalır. Yaşamına uygulama zorunluluğu yoktur. Eğer önemli olan inanmak ise o kimse inanıyordur. Sorumluluktan kurtulmuş olur. İslam dininin kutsal kitabi Kur’an’da insanlardan istenen bu değildir. İstenen “güvence-almak”tır. İslam dinine inanmayan olamaz çünkü İslam dini büyük dedemiz sevgili Âdem’den ebediyete kadar vardır. Buna biri inanmaz ise yalan söyler. Çünkü İslam hep vardı ve hep var olacak.
Yaratıcımız Yüce Allah’ın insandan beklediği “güvence-alması”, yaşamını ona göre biçimlendirmesidir. Bir kimse güven bağlamadan İslamı yaşarsa boşuna yaşar, çünkü güvenmediği şeyleri yaşamına uygulamış olur. Neden zamanını boşuna harcıyorsun? Dolayısıyla Kur’an’daki < İman > kelimesinin Türkçesi “Güvence-almak”tır. Bu düzeltmeden sonra 5/2 ayeti yeniden alalım:

5/2 < Siz güvence-alanlar! Allah’ın “Derleyi-düzdüklerini”…“derleyi-uydurmayın” >

Geleneksel dilde: <Siz güvence-alanlar! Yüce Allah’ın size verdiği yasaları- kafanıza göre derleyi-uydurmayın >, görüşünüze ve anlayışlarınıza göre derleyip uydurmayın. Onları size nasıl verdim ise noktası noktasına bozmadan ve değiştirmeden yerine getirin.
Böylece Kur’an’ın ve İslam dininin bekçiliğini yapan ayet göreviden alınıp keyfe dayalı bir menkıbeye dönüştürüldü.
5/2 ayetinin Kur’an ve İslam dininin bekçisi olduğunu ve Kur’an’ın içeriğine kimsenin karışamayacağını belgeleyen başka ayetleri de vardır. Onlardan bir ayet alalım. İlk önce mevcut tercümeden alıyoruz:

45/9 اَعُذُ باِللهِ مِنْالشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَإِذَاعَلِمَ مِنْآيَاتِنَا شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ Tercümesi; [(O) ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır! ]

Hemen vurgulamamız gereken bir husus: Kuran ayetleri ile hiç kimse alay etmedi ve etmiyor. Böyle bir şey düşünülemez de. İnsan düzeyinde bile hiç kimse kimsenin yazdığı yazıyla alay edemez. Ancak eleştirir ve eleştiriyor da. Ancak Kur’an eleştirilir ise o da genelde Kur’an’ın yanlış tercüme edilişinden kaynaklanır.
Ayette “alay” olarak tercüme ettikleri kelime < Huzuv > kelimesidir ve Kur’an dilinde anlamı < eğip-bükmek > anlamındadır. Dolayısıyla ayetin Kur’an dilinde ki anlamı < Ayetlerimiz-den gerekli-görülenleri bildiklerinde, onları “eğip-bükmeye” alırlar…>. Geleneksel dilde: <Ayetlerimizden işlerine yarayanları öğrendiklerinde- onları “eğip-bükmeye”alılar >. Bu ayet İslam dininin bekçisi olan 5/2 ayetini açıklıyor.
Bu yazıda örnek olarak aldığımız ayetlerin “eğilip-bükülerek” tercüme edilip anlamlarından çıkartıldıklarını gördük. 45/9 ayeti de bunu bildiriyor. <Ayetlerimizi öğrendikleri zaman, başlarlar onları eğip-bükmeye, görüş ve anlayışlarına göre anlamlaştırmaya >. “Ben Kur’an’dan bunu anlıyorum, sen de ne istersen onu anla” anlayışıyla tüm Kur’an ayetlerini eğip-büküyor ve Kur’an’ı bir saçma kitabına dönüştürüyorlar. Ayetin devamında ve ardından gelen ayette bu kimselere verilecek ağır cezaların boyutları açıklanıyor.

 

Bundan dolayıdır ki yaratıcımız Yüce Allah <Siz güvence-alanlar! Allah’ın size verdiği yasaları = Kur’an’ı, görüş ve anlayışlarınıza göre“ derleyi-düzenlemeyin> buyuruyor. Üstelik bu emir müslümanlaradır. Bu anlamda Kur’an’da daha nice ayetler vardır. Tüm ayetlere rağmen Kur’an insanlık tarihinde görülmemiş düzeyde tahrif edildi. Araştırabilenler araştırsın ve görsün. Dünyada başka hangi yazıya -cinsi, rengi, boyu ve amacı ne olursa olsun- Kur’an’a yapılan tahribat başka bir yazıya yapılmıştır.

 

Devamı geliyor İnşa-Allah