2. Bölüm – Birlik Tüzüğü


Birlik Tüzüğü

Genelde İslam bir din olarak anlaşıldığı için diğer dinler ile aynı kefeye konuyor. Günümüzde dinler sinagoglara, kiliselere ve camilere sıkıştırıldı. Böylece yönetim dünya siyasi sistemlerine ve onların partilerine kaldı.

Siyasi bir sistem ile, kestirmeden ve engelsiz bir şekilde, para veya iktidara sahip olmak için, sistemli bir şekilde zenginlik ve iktidar sağlarlar. Fakat zenginlik ve siyasal iktidar neredeyse aynıdır çünkü hem insanlar üzerinde iktidar uygular hem de onlara refah vaat ederler. Zenginlik ve beslenme her ikisi tarafından da kullanılıyor. Dünyevi dinler bilinen siyasi sistemlerden bile farklı değildir.

Kapitalizm para için, komünizm iktidar güç ve baskı altında çalışırlar. Dünyadaki dinler insanları belli bir fikre göre eğitmek için çalışırlar. Bu yüzden dünyamızda altmıştan fazla din ve birtakım politik sistemler var. Hepsi halklarına veya vatandaşlarına iyi bir yaşam sağladığını iddia ediyorlar. Daha da iyisini yapmak için bu dinler ve bu tür siyasi sistemler partiler, cemaatler veya tarikatlar oluştururlar. Liberaller, muhafazakârlar, demokratlar, Ortodokslar, Katolikler, Sünniler, Şiiler gibi. Hepsi ayrı ayrı birbirlerinden daha iyi yaptıklarını iddia ederler. Daha da iyi hale getirmek için ve yüksek eğitimli elemanlar yetiştirmek için okullar inşa ediliyor. Her türlü kitap ve kurum, özellikle de tecrübenin yoğun talep gördüğü unvanlar, herkesin her şeyi doğru ya da doğru yoldan yürüdüğünü iddia eder. Onlarla her şey yolunda… Sadece onlara katılmak ya da onlara boyun eğmek yeterli. Bu yüksek unvanlı kimseler hata yapmayan kimseler gibidirler.

Her şeyi doğru yapma, doğru yoldan gitme ve insanlarına iyi bir yaşam vaat etme iddialarına rağmen ibadet(cami) merkezlerinden daha çok hapishane inşa ediyorlar. Buralarda sadece vatandaşın özgürlüğünü kısıtlamakla kalmıyor, hayatlarını da mahvediyorlar. İçinde işkence yapıyorlar ve vatandaşlarının hayatını cehenneme çeviriyorlar. Gezegenimizde kaç tane hapishane olduğunun hesabını bilen yok.

Vatandaşın öldürülmesini yasaklayan yasalar çıkarırken kendileri milyonlarca insan katlederek öldürüyorlar. Yasalar sadece yoksul vatandaşlar için. Bir vatandaş kanunları ihlal ederse hemen yanına hiçbir merhameti olmayan silahlı polisler gelir. Özgürlük vatandaş için değil, sadece devlet lider ve kadroları için var.

Böylece bu liderler ne isterlerse yaparlar. Kimse eleştiremez ve hiç kimse onları sorumlu tutamaz. Bu baş liderler son zamanlarda dört sermaye kaynağı oluşturdular; banknot, faiz, kira ve fiyat artışı. Böylece tabii değerleri banknotlarla değiştirip tüm dünyayı karşılıksız bir imza ile satın almalarını sağlayan bonolar geliştirdiler. Ardından faizi devreye sokup karşılıksız para kazanıyorlar. Kira da karşılıksız alınır. Böylece dört duvar inşa ettiler ve bunlar ile tüm dünya insanını sömürüyorlar. Kâinatın sahibi Yüce Allah dünyayı herkes için yarattı. Herkes evini yapar ve para vermeden kendi evinde oturur.

Ek olarak fiyat ihalesi veya fiyat artışı gibi bir gelir kaynağı oluşturdular. Birinin cebinde 100 Lira var… Sabahleyin kalkınca para 90 liraya düşmüştür, fiyatlarda küçük bir artış olmuştur… Bazen 10 €, bazen çoğu ülkede 20-30 € gider. Böylece kısa sürede milyoner ve milyarder olmayı başardılar. Milyonlarca insan açlıktan ölmek üzere. Çoğu ölüyor… Zorlukla doğan çocuklar açlıktan ölüyor, kimse umursamıyor.

Güçlüdürler, her türlü silahı üretebilir ve satabilirler. Bu seçkinlerin silahları, insanları öldüreceğini bilirler. Onlar ölüm sandıkları (otomobil) geliştirirler ve onlarla insan öldürür ve yığın halinde sakat bırakırlar. Bu araçlar yersiz ve gereksiz durumlarda kullanılır. Böylece Ham madde israfı, hava kirliliği…

Bir yandan itici gazın azaltılması hakkında konuşur kararlar alırlar ve aynı zamanda yılda milyonlarca yeni araç ve uçağa izin verirler.

Yasal güce sahip oldukları için bolca nükleer reaktör inşa eder, tehlikeli nükleer atıklar oluştururlar. Hâlâ onlardan atom bombası yapıyorlar. Dünyayı bir pudra haline getirdiler. Sadece su değil, aynı zamanda hava ve esasen bitki ömrü tehdit altında. Bunlar kısmen tahrip olmuştur.

Tanrı tarafından verilen hiçbir şeyi olduğu gibi bırakmazlar. Bu kadar çok sayıda millet var. Dilleri farklı diller ile değiştiriliyor, gerekirse bunu güç kullanarak yapıyorlar. Kabileler çoktan eritildi ve şimdi aileleri eritiyorlar ki daha sonra şişede çocuk üretebilsinler. Etçil ya da sebze olsun, tüm kalıtsal taşıyıcılar (veraset tohumları) değiştiriliyor ve böylece her şey bozuluyor. Hiçbir şeye saygı duymaz, buna da sahip olamazlar. Yaşamın sonunu getirmek için bilinçli bir şekilde çalışmaktadırlar.

Her şeyi bozup hayatı sona erdirdiklerini görünce, tüm et ve sebzelerin kalıtsal taşıyıcılarını (veraset tohumlarını) Kuzey Kutbunda, bin metre derinliğindeki bir çukurda, çok hızlı bir şekilde gömüp güvenli görmedikleri için şimdi hepsini uzaya taşıyıp orda korumaya başladılar.

Onlar dünya çapındaki tüm okulları ünlü üniversiteleri ile değiştirdiler. Onlar yaşamı en üst düzeyde alan-talan etmek için en yüksek eğitimli akademisyenler ve seçkinler (eşkıya takımı) yetiştiriyorlar… Bilmek ve karar vermek onlara ait!?

Hayatı seven ve koruyan başka aydınların yetişmesine izin vermezler ki bu yaşamı tahrip eden kimseleri değiştirelim. Eğer yaşamı her yönden mahvederlerse başka bir çözüm veya kurtuluş olmaz.

Sonuçta, biz insanlar olarak daha eğitimli ve deneyimli olsak bile yaşamı Tanrı’nın verdiği biçimde şekillendirip sürdüremeyiz. Her gün her şey daha kötüye gidiyor. Ne kadar yüksek eğitimli kadrolar yetiştiriliyorsa, yüksek makam ve unvanlar veriliyorsa, o kadar fazla ve daha hızlı bir şekilde yaşam imha ediliyor.

Bütün bu politik sistem ve dinler tüketicidirler. Bazıları sahte, bazıları israf ve bazıları yıkıcı.

İnsanlığa ister inanmış ister inanmamış olsun, yaşamı kurtarmanın ve Yaratıcı’nın verdiği yaşamı geri kazanmanın ve yapmak istediğini yapabilmesi için ihtiyaç duyduğu güvenliği ve özgürlüğü verebilmenin tek yolu var.

Bir cihaz arızalandığında tamirciye götürüp ustasına baktırdığımızda düzeltilemeyeceği anlaşılınca şunu duyarız: Bu cihazı sadece üreticisi (fabrikası) tamir edebilir.

Biz de yaşamı yok ediyoruz. Hiçbirimiz düzeltemeyiz. Üreticiden bizim bozduklarımızı bize düzelttirmesini istemek zorundayız. İkinci Nuh (= Nuh), kurtuluş olmayacak. Ya hayat onarılacak ya da batacak.

“Sadece gelecek nesiller için yaşamayı sürdürmek ya da yaşamı korumak istediğimiz için değil, insan olarak yaşamın sahibi ve mimari olan Yüce Allah’ın bize verdiği yaşamı verdiği gibi korumak zorundayız”.

Bunu ancak davranışımızı veya çalışmalarımızı, bize verdiği eğitim değerlerle yapabiliriz.

Bu eğitim ve öğretinin adı İslam, “Her-şeyi-yolu-yordamına-koyan” dır. Yaşamın eğitimsel değerleri “yaşamın gerektiği gibi kullanılması için” talimatlardır. Dolayısıyla İslam, parti anlamında, siyasi bir sistem veya din anlamında din olamaz. İslam, yaşamın sürdürülebilmesi için bize nasıl çalışacağımızı ve tüketeceğimizi öğreten hayat nizamidir. Şimdi bunun doğru olup olmadığını göreceğiz.

Önce kısaca İslam kelimesi:

İslam, Kur’an dilinde “Yolu-yordamına-sokmak” demektir. Kur’an’ın genel öğretişinden yola çıkarak “Her-şeyi-yolu-yordamına-sokmak”, dünyadaki tüm yaşamı Cennet’e yönlendirmek anlamına gelir. Başka bir deyişle: Dünyamızdaki yaşamı, Cennet’in tanınabileceği bir düzene sokar.

Eğer bir kimse İslam kelimesini bir <Selâm> olarak söylerse, “her şeyin yolu yordamında olsun” söylemiş olur.

Dolayısıyla İslam bir din, parti ya da mezhep değildir. İslam yaşamın rehberidir. Tıpkı bir çamaşır makinesinin kesintisiz kullanım için talimatlara sahip olması gibi, İslam da yaşam için bir rehberdir. Bundan başka ile hayatı yönetemezseniz. Dünyanın sonuna bile yol açabilecek aksaklıklar olabilir.

Din kelimesi:

Din, Kur’an’da <Din> olarak gelir ve Kur’an dilinde ki anlamı var. “Dizi-derlemek” anlamına gelir.
Dünyevi yaşamı Cennet’e göre “dizi-derlemek”, günlük yaşamı vatandaşın yararına göre “dizi-derlemek”. Vatandaş, günlük yaşamını yasalara göre “dizi-derler” de denebilir. Memleketi ve günlük yaşamı vatandaşın yararına “dizi-derlemek”.

Din olarak anlaşılması istenince de “Dizi-derleştiren”.
Bu da şu demek olur: Bu Dizi-derleştirenin kendi eğitim değerleri var. Kendisi yasa düzenidir. Vatandaşın günlük yaşamını yasalara göre düzenleyendir.
Bu nedenle kişi din hakkında konuştuğunda, kişi şu soruyu sorar:
Hangi eğitim değerleri?
Kimin dinine veya sistemine göre?

Kur’an kelimesi için kısaca:

İslam dininin son kutsal kitabı Kur’an’dır. Kur’an’ın Kur’an dilinde ki anlamı “Düze-koyanlar” dır.
Kitap olarak: düze-konanlar.
İçerik itibari ile: Düze-koyanlar, memleketin işlerini düzene koyanlar. Dünya işlerini Cennet biçimine koyanlar. Buna anayasa veya eğitim değerleri de denebilir. Fakat kelimenin tam anlamıyla Kur’an
“Düze-koyan” veya “düzene-koyan”, nelerin düzenleneceğini veya düzenlenmiş olacağı anlamına gelir.

Dinin kitabi “Dizi-derleyişin düze-koyanları”, ne ile her şey yolu yordamına konur? Lider Yaratıcı Yüce Allah’tır.

Şimdi kısaca <Allah> kelimesi:

<Allah> kelimesinin kökü, = <Leheye> Dür.
Eyleminde <İlah> kelimesidir.
<İlah> kelimesi “Yönetici” anlamına gelir.
<Allah> kelimesi zamansızlıktaki çoğunluktur.
Böylece, “Allah” kelimesi “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi” anlamındadır. Bu dünyada olduğu gibi gelecek yaşamda da herkesin sonsuz yöneticisidir.

Bu konuda bir ayet:

28/70 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَهُوَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْحَمْدُ فِي الْأُولَى وَالْآخِرَةِ وَلَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

[Ve “O” Allah, “O” tek Yönetici olandır, {çeki-yönlendirilende} ve {uğruna-biçilende} – belirlemek – O’na aittir, ve {oluş-bildirmek} O’na aittir, ve O’na {geri-geleceksiniz}]

<Yaratıcı Yüce Allah = Sonsuza dek genel yönetim başkanı olan “O” tek yöneticidir. “Belirlemek” hem bu dünyada ve hem ahrette O’na aittir ve oluş-bildirmek de O’na aittir ve O’na geri geleceksiniz> “ve O’na geri geleceksiniz” = O’nun yönetimine geri geleceksiniz.

Yaratıcı Yüce Allah dışında hiçbir lider yoktur. O Herkesin-sonsuz-yöneticisidir.

Gördüğümüz gibi, dört kelimenin hepsi İslam, Din, Kur’an ve Allah isimler değil, eylem kelimelerdir.

Bu nedenle eğer İslam bir din olarak adlandırılırsa o zaman Müslümanların bir dini olarak değil baş dedemiz Adem (a.s.)’ dan dünyanın sonuna kadar bütün insanların dini olarak alınmalıdır. İslam dini yaşamayı çağdaş bir biçimde biçimlendirmek için yaratıcımız Yüce Allah’ın atadığı peygamberler tarafından genişletilmiş, öğretilmiş ve uygulanmıştır. Ve son olarak verilen eğitim kitabı Kur’an’dır. Ondan sonra başka bir Eğitim kitabı verilmeyecek. Böylece İslam “tüm insanlığın eğitim ve öğreti dinidir”.

Kur’an dört guruba seslenir:
1. Peygamber Muhammed (a.s.).
2. İnananlara.
3. İnsanlara.
4. Kur’an okuyucularına.
En çok okuyuculara hitap edilir. Sonra insanlar. Tıpkı; siz insanlar, bunu görmüyor musunuz? Ya da insanlar böyle anlarlar ya da insanlar için daha iyi, vs. Kur’an bütün insanlara hitap eder. İster inanan olsun ister inanmayan olsun.

Bu nedenle Kur’an hayatın öğretisidir. Tüm insanlara:
1. Nasıl hayatı inşa edeceklerini öğretir.
2. Neden insanlar bizim dünyamızda yerleştirildiğini anlatır.
3. Hayatı nasıl kullanacakları öğretir.
4. Cennet’i nasıl kazanılacak öğretir.

Birincisi, neden biz insanlar dünyamıza yerleştirildik?

Yaşamın sahibi ve mimarı olan yaratıcımız Yüce Allah ilk insanları büyük dedemiz sevgili Âdem ve büyükannemiz Havva’yı Cennet’te yarattı. Çünkü:

  1. Böylece mükemmel hayatı tanımak
    2. Cennette güvenli bir şekilde büyür ve yaşamaya alışır. Çünkü Cennet’te zarar verecek hiçbir şey yok.

Kaç yıl Cennet’te kaldılar? Kur’an’da bulamıyorum ancak uzun yıllar kaldılar. Uzun yıllara rağmen, mükemmel yaşamı anlayamadılar çünkü mükemmel yaşamın tersini görmemiş ve deneyimlememişlerdi.

Bir ayet:

51/49 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Kelimesi kelimesine tercüme:

[Ve biz tüm gerekli-görülenleri çift ürettik, öylece onları anabilesiniz]. Eğer geceyi yaratmasaydım, gündüz anamaz ve üzerinde konuşamazdınız. Her şey çiftler halinde yaratıldı. Bu sayede onları adlandırabilir ve dilimizi oluşturabiliriz.

Böylece yaşama alanları veya kalınacak yerleri çiftler halinde yarattı. Yaşama tarzı sorunsuz mükemmel olan Cennet’i, diğer yandan hemen her şeyi sorunlu ve çile dolu olan dünyasal yaşamı. Daha iyi ifade etmek için: Cennet, kosinüs eğrisini temsil eder ve dünyasal yaşamımız sinüs eğrisi… Bir çift hayat.

*Sorunsuz mükemmel yaşam olan Cennet’i anlayabilmemiz için, dünyamıza yerleştirdi- sinüs yaşamı çilesiyle yaşayarak hissetmek, bu şekilde bu çileli eylemlerle kendi elimizle sorunsuz mükemmel Cennet yaşamını elde ederek mükemmel yaşamı anlar ve bundan tam olarak zevk almayı öğreniriz. Kendiniz kazanırsanız, neye sahip olduğunuzu ve daha eğlenceli ve keyif alabileceğinizi bilir sonunda performansımızdan memnun olup olmadığımızı görür artık şikâyet edemez oluruz.

Çünkü yaşamın sahibi ve mimarı olan Yüce Allah, tüm insanları yalnızca Cennet’e şu şartla yaratmıştır: Cennet’i hak etmeliyiz, kendi elimiz ile kazanmalıyız. Böylece yaratıcımız Yüce Allah rekabeti ve gerginliği arttırdı.

Şimdi, Cennet için neyin gerekli olduğunu bilemediğimiz için, kutsal ders kitabımız olan Kur’an’ı Cennet’e göre eğitilmemiz için esas alıp yaşamımızı ona göre biçimlendireceğiz veya yaşamlarımızı Kur’an’a göre ayarlayacağız.

Yani, gelecekteki yaşamımıza kendimiz hizmet etmeliyiz. İşte bu yüzden dünyamıza yerleştirildik.

İşte kaplayıcı birkaç ayet:

67/2 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

Kelimesi kelimesine tercüme:

[Yaşamı ve ölümü üretmek durumunda olan hanginizin özgün çalışmasıyla {tutumunuzu-belirginleştirecek}, ve Odur özgürleştirmeyi etkinleştiricidir]. İki kelimeden oluşan “tutumu-belirginleştirmek” kelimesi = ne isteyeceksiniz veya ne olacağınızı, öbür dünyada nasıl bir hayat yaşamak istersiniz. Memnun olacağınız şeyle, tavrınızı netleştirecek = olay ve gelişmeler karşısında, ne yapacağımızı göstermek.

Geleneksel dilde: <Yaşamı ve ölümü yaratan hanginizin özgün çalışmasıyla kişisel tutumu, kendi eliniz ile açıklığa kavuşturur. Yaratıcı Yüce Allah, özgürleştirmeyi etkinleştiricidir> özgürce yaşamayı, gerçekleştirendir.

Başka bir ayet:

21/35 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

Kelimesi kelimesine tercüme:

[Herkes ölümün {izini-alacak}, kendilikli {karşıt-koymak} ve {uğruna-biçmek} ile {tutumunuzu-kesinleştirecek}. Bize {geri-döneceksiniz}] bağımsız olarak iyi ve kötü ile tavrınızı netleştirecek.

Geleneksel dilde: <Herkes ölümü tadacak, bağımsız olarak Cennet-uğruna-biçmek ve karşıt-koymak ile tutumunuzu netleştirecek. Bize geri döneceksiniz> isteyerek kim Cenneti kazanacak ve kim karşı çıkar.

Son ayet:

7/168 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَقَطَّعْنَاهُمْ فِي الْأَرْضِ أُمَمًا مِنْهُمْ الصَّالِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَلِكَ وَبَلَوْنَاهُمْ بِالْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

Kelimesi kelimesine tercüme: [Biz onları Dünyanın içeriliğinde katılımlara sıyırdık, kim onlar dan {öngörülene-uyacak} ve kim onlar dan öylece {dizi-derlenecek}, ve {güdüsel-davranış} ve özgünlükler ile {tutumlarını-kesinleştirecek}, olur-ki {geri-dönerler}].

Geleneksel dilde: <Biz, dünyada yaşayan insanları, milletlere ayırdık ki – kim onlardan öngörülene = Kur-ana uyacak ve kim onlardan iç eğilimlerine göre davranacak, ve böylelikle tutumlarını-kesinleştireceğiz. Olur ki gerçeğe dönerler>.

İnsanların tutumlarını netleştirmek için kimin Kur’an değerlerine göre davranacağını ve kimin keyfi davranacağını göstererek böylece tutumlarını kesinleştireceğiz ve böylece ahirette nasıl bir yaşam istediklerini kendi emekleri ile kendileri gösterecekler.

Bu üç Ayette görüldüğü gibi yaratıcımız Yüce Allah gelecek yaşamda davranışlarımızla nasıl donanımlı bir yaşam istediğimizi gösterelim diye bizi bu dünyaya yerleştirdi. Hiç kimse gelecek yaşamda şikâyet edemesin diye, bu dünyada yaptığı her şeyi özgürce ve isteyerek kendi elleri ile yapacak.

Yaratıcımız Yüce Allah bize Kur’an’da bu dünyada ne yaparsak gelecek yaşamda da onları yaşayacağımızı öğretiyor. Gelecek yaşamda ancak bu dünyada yaptığımız şeyleri alacak ve yaşayacak isek o zaman ne yapmak istiyorsak onu yapabilmek için “tam özgürlüğe” sahip olmamız gerekir.

Bunun için Kur’an’dan birkaç Ayet:

29/55 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – يَوْمَ يَغْشَاهُمْ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri:

[{Üste-itişler} onları üzerlerin den ve ayak-düzeylerin den {çekili-toplayacakları} dönem denecek ki: ne yapmış olduklarınızın {izini-alın}].

Geleneksel dilde: <üste-itişler üst-kesimlerinden ve ayakları düzeyinde onları sardığı zaman onlara denecek ki: dünyada ne yaptın ise- şimdi onları yaşa>.

Bu noktada belirtmek gerekir ki her şeyin sahibi ve yaratıcısı olan Yüce Allah hiç kimseye hiçbir şekilde ceza vermez. Ceza vermek O’nun koyduğu düzende yoktur. Yaşamın ve beyinin mimarıdır ve buna gerek duymaz.

Fakat yaratıcımız Yüce Allah şöyle kural koydu: İyi veya kötü, yeryüzünde ne yaparsanız gelecek yaşamda onun karşılığını alacaksınız. İyi olan yaratıcımız Yüce Allah’ın emrettiği şeydir ve kötü olan şey bunun dışında yapılan ve Cehennem’de, “zorunlu-eğitim karargâhında” yeniden Cennet’e göre eğitilecek olan şeylerdir. Çünkü insanlar Cennet için yaratıldı ve herkes oraya gitmek için eğitilmek zorundadır.

Herkes bu dünyada hak ettiği şeyi gelecek yaşamda alacak. Bunun cezayla hiçbir ilişkisi yok.

Başka bir ayet:

7/43 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَنُودُوا أَنْ تِلْكُمْ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Ve seslenilecek: bu-denli sizin Cennet diye, ne yaptıklarınız ile {sürdürmeye-alın} onları]. Geleneksel dilde: <Ve Cennete girenlere seslenilecek: işte burası Cennet, dünyada yapmış olduklarınız ile yaşamınızı sürdürmeye-alın>

Son Ayet:

6/159 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri:

[{Dizi-derleyişlerini} bölümleşmeye almak durumunda-bulunur ve Örgüt olurlar, sen onlar dan {gerekli-görülenlerin} içeriliğinde var-değilsin. Onların öylesi ne {işe-kalkıştıkları} Allah’a dır. Bitişinde ne yapmış oldukları onlara {çekip-çevreştirilecek}].

Bu ayet Kur’an okuyucusuna yöneliktir.

Dinlerini bölümleştirip (parçalara ayırıp) ve örgüt haline gelenler, yani tarikatlar, cemaatler, vb. senin onlar ile İslam konusunda hiçbir ilişkin yoktur. Onların yaptıklarının hesabi, Yaratıcı Yüce Allah’adır.

Son cümle: Bitişinde dünyada yapmış oldukları ne varsa onlara mal ve mülk olarak yapılacak>.

Bu üç Ayette görüldüğü üzere, bu dünyada yaptıklarımız bizim için gelecek yaşamda hammadde ve yapı malzemesi olarak kullanılacak. Bu nedenle gelecek yaşamdaki yaşamımız bugünkü çalışmamıza bağlıdır. Bu nedenle gelecek yaşamdaki hesap gününden sonra bize şöyle söylenecek: Şimdi dünya üzerinde yaptıklarınızı yaşayın. Böylece hiç kimse kendi durumundan asla şikâyetçi olamayacak.

Her şeyin sahibi Yüce Allah bizi bu dünyaya yerleştirdi ve bize buyurdu: Tüm gücünüz ve becerileriniz ile serbest, hür ve isteyerek Cennet’inizi kendi eliniz ile kazanın. Ben tüm insanları Cennet için yarattım. Bir şart ile: Cennet’inizi kendiniz kazanacaksınız. Bunun için de sizi dünyaya yerleştirdim.

Kendisini Kur’an değerleriyle yetiştirenler Cennet malzemelerini hazırladılar ve doğrudan Cennet’e giderler. Kendi başlarına veya keyfi davrananların hiçbir Cennet malzemesi olmadığı için Cennet’e gidemezler. Fakat bütün insanlar mutlaka eninde sonunda Cennet’e gidecek.

Bu nedenle gönüllü olarak kendilerini Cennet’e göre eğitmeyenler gelecek yaşamda “zorunlu-eğitim-karargâhına”, yani Cehennem’e gidecek ve orada zorunlu olarak Cennet’e göre eğitilecekler. Orasının yaşama koşulları çok ağır. Orada su bulunmuyor, herkes ham madde ile geçindirilecek. Uyku yok ölüm yok… Milyarlarca yıl orada eğitilecekler.

Bu konuda bir ayet:

2/38 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Biz kısmı-bildirdik: ora-dan hepiniz {çekip-gidin}, öylece her-seferinde Ben-den size {çeki-derlemek} aktarılır öylece kim {çeki-derlememi} peşlerse, onlara yönelik {çekip-gerilmek yok ve onlar tedirgin de olmayacaklar].

Geleneksel dilde: <Biz dedik ki: Hepiniz Cennetten çıkıp yeryüzüne yerleşin, Ben-den size çeki-derlemek kitabı aktarılır de kim ona uyarsa, onlara korku yok ve tedirgin de olmayacaklar>, onlar için bir sıkıntı olmayacak.

Aşağıdaki ayet:

2/39 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Ve karalamak durumunda-bulunup Ayetlerimiz ile yalanlarlarsa, onlar {açılı-genişleyene} {beraber-alınanlardır}, onlar oranın içeriliğine kalıcıdırlar].

Geleneksel dilde: <karalamak durumunda-bulunup Ayetlerimiz ile yalancılık yaparlarsa = ters davranırlar ise, onlar Cehennemin yerlileri olacak, orada kalacaklar>.

Tüm insanlar Cennet’e hazırlık yapmalıdır. Yollar, Cennet ve Cehennem (zorunlu-eğitim karargâhı) ile tanımlanmıştır. Üçüncü bir yol, kaçış, ya da nihai veya yok olmak da yoktur ve söz konusu değildir. Kişi ister ya da istemez, Yüce Allah’ın yarattığı şey O’nu sonsuza dek takip edecek, hiçbir şey değişmeyecek.

Bunlar sonsuzluğu temsil eden Yüce Allah’ın yaşam süreçleridir. O’nun yönetiminde özgürlük önce gelir. *Yüce Allah, inşa ettiği her şey işini tamamen özgürce yapacak.

Örnek olarak bir Ayet:

Bu örnekte öncelikle bedensel eğilimlerin Cennet’in beklentilerine göre özgürce ve isteyerek eğitilmesi gösteriliyor. Bu görevi dört gurupta önerdi:

1. Göklere
2. Yerlere
3. Dağlara
4. İnsanlara

Kim bu görevi, “iç-eğilimleri” Cennet’in beklentilerine göre eğitecek?

Şimdi Ayet:

33/72 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا

Kelimesi kelimesine çeviri: [Biz “güvence-alınacağı” göklere, yerlere ve dağlara {ilk-öne-aldık}, onu taşımakta {ön-güderler} diye ondan {çıka-geçtiler} ve onu İnsan taşımaya-aldı. O, toyca {önü-tıkayıcı} oldu].

Güvence-almak, “iç-eğilimleri” Yaratıcı Yüce Allah’ın emrine göre eğitmek demektir. Bunu ayrıca dünyevi yaşamı Cennet’in beklentilerine göre güvence altına almak olarak anlayabiliriz.

Geleneksel dilde: <Emaneti – göklere, yerlere ve dağlara öne-tuttuk, günah işlerler gerekçesiyle – geri çekildiler. Onu İnsan yüklenmeye aldı = vücut olarak taşımaya aldı>.

Yaratıcımız Yüce Allah dört gruba bedensel iç-eğilimleri tamamen özgürce ve gönüllü olarak güvence altına almayı, “günah işlemeden güvence altına almayı” teklif etti. Gökler, yeryüzü ve dağlar günah işlerler korkusuyla geri çekildiler. Sadece biz insanlar cesur davranarak onu üstlendik. Bunu da gönüllü olarak yapacağımıza söz verdik.

Mimarımız Yüce Allah yarattıklarına hiçbir zaman sopa göstermedi. Hepsini, işlerini özgürce ve isteyerek yapacak şekilde yarattı ve sevgi ile güdüyor. Böylece herkes kendiliğinden anlayarak işlerini yürütüyor ve sonuçta yaşam kendilikleşti, yani “otomatikleşti”. Herkes çalışmalarını gönüllü yapıyor ve böylece hayat otomatikleştirildi.

Eğer birileri oluşturulan otomatik yaşama çapraz durmaya kalkışır ve isteyerek yaratıcımız Yüce Allah’ın verdiği talimata göre çalışmaz ise o zaman otomatikleştirilen yaşam aksatılır ve bundan böyle o kimseler öylece incitmeye başlar. Bundan dolayıdır ki bu tür kimselerin yaratıcımızın koyduğu düzene göre ebediyet içerisinde yaşamayı öğrenmek için Cehennem’e, “zorunlu-eğitim-karargâhına” gitmek zorunda kalacaktır.

Bundan dolayı mimarımız Yüce Allah bizi ebediyet içerisinde sürecek olan kendileştirilmiş, yani otomatikleştirilmiş yaşamın kurallarına göre çalışmalarımızı gönüllü ve tamamen özgürce yapmak üzere işe-koştu.

İlerde birkaç Ayette göreceğimiz üzere, biz insanlar bu dünyaya gelecek yaşamda nasıl bir yaşam istediğimizi açıklığa kavuşturmak için yerleştirildik. Gelecek yaşamda kendi yaşamımız için sahip olmak istediklerimizi netleştirmek üzere…

Bu dünyada “tutumumuzu netleştirmek” (yapmak istediğimiz neyse onu yapmak) için iki şart gereklidir:
1. Güvenlik ve
2. Özgürlük.

Mimar ve rehberimiz Yüce Allah’ın yarattığı her şeyi gönüllü olarak çalışabilir boyutta ayarladığını da birkaç ayette gördük. Ve bizden istediğimiz neyse onu gönüllü olarak ve tamamen özgürce yapmamızı istiyor. Çünkü bir sonraki hayatımız mevcut hayata bağlı ve bu da tam bir özgürlük gerektiriyor.

Bütünün daha iyi anlaşılması için bir örnek:

Dünyamızda var olan bütün dinler ve sistemler kendi kanunlarını geliştirmiştir. Her din, her sistem veya her devlet, yasalarının, çalışanlarının veya halklarının güvenliğini ve özgürlüğünü garanti ettiğini iddia eder. Yasaları iktidardaki sandalyelerde oturanlar hazırlar. Vatandaşları yasalar ile yaşamaya zorluyorlar ve yapılan yasaları kabul etmelerini sağlıyorlar. Ardından buna özgürlük diyorlar.

Farklı dinler ve sistemler bu şekilde geliştirilir ve korunur. Kendi vatandaşlarına başka hiçbir yasaya uyma izni vermezler. Böylece vatandaşları onlara dayatılan baskı yasalarına uymak zorunda kalırlar.

Bu noktada şu soru ortaya çıkıyor: İslam’da da durum aynı değil mi? Evet, İslam da vatandaşlarını kendi kurallarıyla yaşamaya zorlar ancak bu soru doğru değil, çünkü İslam, vatandaşı yasalarına göre yaşamaya zorlarsa, gelecek yaşamda onu yaptıklarından artık sorumlu tutmaz. Çünkü ancak vatandaşlar (insanlar) işlerini özgürce yaparlarsa yahut yapabilirlerse sonunda sorumlu olacaklar.

*Ancak, eğer insanların özgürlükleri gasp edilir ise, bu dünyada özgürlükleri gasp edildi diye sonraki yaşamda sorumluluktan kaçabilirler. Dolayısıyla;

İslam’da özgürlük temel bir zorunluluktur.

Kur’an, siyasi sistem ve dinler için yasalar yapan ve daha sonra vatandaşları kendi yasalarına göre yaşamaya zorlayan kimseleri “çığırından-çıkaranlar” ve “önü-tıkayanlar” olarak tanımlar.

Çığırından-çıkartmak, biçimi bozmak, yaratıcımız Yüce Allah’ın yarattıklarını taşırmak, başka bir duruma sokmak demektir.

Önü-tıkayanlar, insanların serbestçe hareket etmelerini önleyenler, milletin ve memleketlerin kalkınmasını engelleyenler, farklı düşünce ve görüşlere izin vermeyenler, “engelleyiciler” demektir.

Temelde yaratıcımız ve yetiştiricimiz olan Yüce Allah bize iki seçenek verdi ki insanlar özgürce yolunu seçip o doğrultuda çalışacağını seçebilsin. Bir Ayet:

76/3 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا

Kelimesi kelimesine çeviri: [Biz onu iki {ergi-süreçli} {çeki-derledik}: ya {elverişli-olur} veya da karalar].

Bir ergi-süreci Cennet’e ve ikinci ergi-süreci Cehennem’e çıkar. Kişi ya Cennet’i kazanır ya da karalar. Kendi başına hareket eder ve kendini Cennet için yetiştirmek üzere zorunlu eğitim-karargâhına çeker.

Öyleyse, şimdi insan yapmak istediğine özgürce karar vermeli ki bundan sonra bu dünyada yaptıklarını öbür dünyada alsın. Yaratıcımız Yüce Allah kimseye yumruk göstermez. Ancak akla ve anlayışa hitap eder. Böylece insan da yapmak istediğine ikna yoluyla karar verir. Bunun için Güven ve Özgürlük gereklidir.

Şimdi güvenin ve özgürlüğün nasıl sağlanacağını öğreniyoruz.

Hayatın sahibi Yüce Allah, yaşamın sahibi, her şeyin mimarı olduğu kadar dünyada ve ahirette sonsuza dek her şeyin lideri ve yöneticisidir. Bu nedenle O’nun yasaları yalnızca bir grup, sınıf veya insana değil, zaman içindeki tüm insanlığa hitap eder. Yaşamın sorunsuz ilerlemesi için O’nun emirlerine itaat etmemiz zorunludur.

Daha sonra göreceğiz ki, Yaratıcı Yüce Allah’ın emirleri, onun varlığının kanıtlarıdır. Yüce Allah’ın doğru olduğunu ve davranışlarımızı bu gerçekten yola çıkarak düzenlemeliyiz.

Biz insanlar için ilk emir, Ayet:

5/32 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا

Kelimesi kelimesine çeviri: [{Arık-saf}-dan İsrail oğullarına yönelik böylece yazdık: kim kişiyi püskürtmek ile kişiyi {beri-vurursa} veya yeryüzünün içeriliğinde {dengeleri-bozarsa}, elbette o öylece tüm insanları {beri-vuran} gibi olur…].

<Ta baştan buyana İsrail oğullarına yönelikte yazdık: kim bir kişiyi yaşamdan püskürtmek ile = dünyadan çıkarmak gayesi ile beri-vurursa (= öldürürse), veya yeryüzünde Yaratıcı Yüce Allah’ın koyduğu düzeni bozarsa, elbette o öylece tüm insanları öldüren gibi olur>.

“Beri-vurmak”, rakibi veya karşı koyanı kendi tarafına kazanmak veya birini görüşünden ve gidişatından alıkoyup kendine ait kazanmak, “beri etmiş olmak” demektir.

 “Püskürtmek”, duruşundan bir şey dışarı almak veya şişeden sıvının dışarıya fışkırtılması, birisini hayattan çıkarmak, vücudundan püskürtmek, çıkarmak demektir.

Ayet geleneksel dilde: <Önceki kitaplarda yazdığımız gibi, İsrail oğullarına (Tevrat’ta) da yazdık; bir kişiyi yaşamından etmek için – öldüren – ya da dünyadaki yaşam dengelerini bozmak, bütün insanları öldürmüş gibidir>. Bir insan öldürmek bütün insanları öldürmek demektir.

İnsan öldürme konusundaki bu kesin yasak önceki kitaplarda da yazılıdır. Tevrat’ta, İncil’de ve son olarak Kur’an’da yazılıdır. Kur’an’a göre bu mutlak yasaklamada, insan öldürmek için herhangi bir sebep olamaz. Her yerde ve her zamanda, tüm dünyada olamaz. İster din ve ister Tanrı için olsun insan öldürmek kesinlikle yasaktır.

Böyle bir şeyi yapan kişi bütün insanların katili olarak cezalandırılır. Dünyada en büyük ceza budur. İnsan öldürmekten daha büyük bir ceza yoktur. Her zaman bu şekilde olmuştur ve her zaman bu şekilde kalacaktır. Bir insanı öldürmek tüm insanları öldürmek demektir.

İnsan öldürmek için hiçbir gerekçe olamaz.

Endüstriyel ürünler veya trenler, uçaklar, araçlar, otomobiller ve benzerleri de insan öldüremez. Özellikle trafik araçları. Trafik araçları olarak bile adlandırılmazlar çünkü onların her biri birer ölüm makinası. Her gün çok sayıda insan öldüren ve kat kat daha fazla insanı sakat bırakan ölüm makinaları. İslam, insan öldüren ve sakatlıklarına neden olan hiçbir sanayi ürününü piyasaya sokmaz.

Kaza, kaçınılmaz olandır.

Çünkü daha önce, mimarımız ve rehberimizin olan Yüce Allah’ın bizi bu dünyaya yerleştirip buradan gelecekteki yaşamımız (ahiretteki yaşam) için, isteklerimizi kendimizin belirleyebileceğini bildiren bazı ayetler gördük. Gelecek yaşamda bizim için oluşmasını istediğimiz şeylerin bu dünyada kazanılabilmesi için öncelikle bizim yaşamamız gereklidir. Eğer biri öldürülürse her şey boş kalır. Onun boş kalan davranışlarını kim karşılayabilir? Yoksa boş kalan işler için gelecek yaşamda “Zorunlu-eğitim-karargâhına” gidip orada zorunlu eğitilmek zorunda kalacak. Gelecekteki yaşam 100 yıl sürmeyecek, ebedi yaşam olarak sürecek. İşte bu yüzden bu yüksek ceza.

Bir insan öldüren bütün insanları öldürür ve bu insan hayatının ne kadar önemli olduğunun değer eşitliğidir. İkincisi, gelecek yaşam için, ebedi yaşam için yapmak istediğimizi yapabilmek için özgür olmamız gerekir.

Başka bir deyişle, hiç kimsenin başkalarına dikte etme, onları herhangi bir şekilde baskı altına alma veya baştan çıkarma veya polis tarafından zorlama ve böylece kişinin özgürlüğünü engelleme hakkı yoktur. Her insan diğer insanlara özgür davranma hakkını sağlamak zorundadır. Sadece aydınlatmaya, bilgilendirmeye izin verilir. Yazarlar da okuyucularına görüşlerini veya fikirlerini dikte edemez ya da onlar tarafından yaşamalarını isteyemez.

Devletin rolü ülkedeki güvenlik ve özgürlüğü koruyup sağlamaktır. Böylece vatandaşlar yapmak istedikleri işleri gerekli gördükleri şekilde yapsınlar. Bunu yaparken diğerlerinin güven ve özgürlüğünü engellemeden.

Bu nedenle hiç kimse hapishanede suiistimal nedeniyle kilitlenemez. İslam’da hapis olayı yasaktır çünkü tutukluluk veya hapis cezası insan özgürlüğünü sınırlandırır, engeller.

Herhangi bir olaydan suçlu olanlar, yönetim ve yargıç tarafından derhal yerinde cezalandırılır. Bu cezalandırılmanın ardından kişi hayatına özgür olarak devam eder. Bu insanlar ailelerine bakmak zorundadırlar. Pişmanlıklarını göstermek ve her şeyi telafi etmek istiyorlar. Hiç kimse onları zorlayamaz, herhangi bir engel koyamaz ve kilit altına alamaz.

Örnek olarak iki Ayet:

5/38 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنْ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Kelimesi kelimesine çeviri: [{Araklayı-aşıran} erkek ve {araklayı-aşıran} kadının öylece ellerini sıyırın. Ne ile {Yapakoydularsa} {üstünü-çekin}, Allah dan yıldırış. Ve Allah {oluş-bildirip} etkinleştirendir].

“Araklayı-aşırmak”, helâlinden veya meşru yollardan kazanılan varlıkları sahibinden izinsiz veya görünmeden alıp götürmek, çalmak, soymak, hortumlamak demektir. Beyinin mimarı Yüce Allah, bütün bu izinsiz eylemleri tek bir kelimenin içinde topladı. “Araklayı-aşıranların” elini veya ellerini cezalarına uygun “sıyırın”, yani patates gibi soyun.

Tüm hırsızlık ve hortumlama olayları “araklayı-aşırmak” kelimesi altında topladı ve sıyırın kelimesi ile de hepsini cezalandırdı. Her hırsızlık aynı olmadığı için verilecek olan bu cezaların hangi boyutta gerçekleştirileceği hâkimlere bırakıldı.
<Ne ile yapakoydularsa, üstünü-çekin>.
Hangi el ile yapıldı ise o eli soyun.

En küçük suç için parmağın üzerine bir iğne ile çizilişten her iki elin sıyrılmasına kadar gidilir. <Yaratıcı Yüce Allah’tan caydırıcı olarak>. Bundan sonra kişi serbest bırakılır.

İkinci örnek:

24/2 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِنْ كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِنْ الْمُؤْمِنِينَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Zina eden kadın ve zina eden erkeği yüz kırbaçla onlar dan her birini kırbaçlayın. Allah ile ve ahret dönemine güvence alıyor iseniz Allah’ın {dizi-derleyişinin} içeriliğinde onlar ile sizi acımak almasın. Ve güvence-alanlar dan bir {dönü-dolaşan} {üste-itişte} {öyle-görsün}] = ve onların kırbaçlanışında güvence-alanlar dan = müminler den bir gurup tanıklık yapsın.

Geleneksel dilde: <Zina eden kadın ve zina eden erkeğe yüzer kırbaç vurun. İşlerinizi Yaratıcı Yüce Allah’ın emri ile güvence alıyor iseniz, bu cezalandırma konusunda, sizi acıma duygularınız engellemesin. Ve Müslümanlardan bir gurup da bu ceza uygulamasında şahitlik yapsın>.

Zina yapanların her ikisi, pazar alanında, alışveriş yapanlardan bir gurup ceza uygulamasında şahitlik yapsın. Böylece insanlar bu zinacıların mutlaka cezalandırıldıklarını görmüş olsunlar. Bu kırbaçlama herhangi bir yaralanmaya yol açmayacak boyutta uygulanır. Biraz sıcak bir kalça yeterli. Bu caydırıcı bir önlem. Ondan sonra insanlar rahatsız edilmeden hayatlarına devam ederler, tutuklanmazlar.

“Eğer biri tekraren defalarca suç işler ise”, hangi durumda olursa olsun, bu kimse yönetmenlik tarafından aile evine, Ana-baba evinde zincire vurulur. Ailesi onu suç işlemez konuma kadar eğitir ve çevreyi suçlunun iyileştiğine dair ikna edene kadar. Sonra yönetim gelir zinciri çıkarır ve kişiyi serbest bırakır. Kişi tekrar sosyal olarak aktiftir. Ailesinde zincirlendiği sürece işsiz kalmaz. Yemek pişirebilir, yıkayabilir, ütüleyebilir, durulayabilir, temizleyebilir ve süpürebilir ve en önemlisi ebeveynlerine bakabilir ve istediği kadar ibadet edebilir. Eğer ailesi onu beslerse evlenebilir. Böylece kendini geliştirip özgür konuma gelir.

İslam, bir insanı tek olarak tanımadığı için herkesin ailesi vardır ve aile tarafından kontrol edilir. Hayatta aileden bağımsız bir insan yoktur. Aile yuvadır ve tabudur.

İslam’da özgürlük önemlidir ve yasalarca korunur. Çünkü mimarımız ve rehberimiz Yüce Allah insanların ne yapmak istediklerini, güvenlik ve özgürlük gerektiren şeyleri görmek istiyor. İşkence de yasaktır. Kişinin zihinsel durumunu tahrip eder ve bundan dolayı normal hareket tarzını engeller.

İslam’da tutuklama, işkence ve öldürme kayıtsız şartsız yasaktır!

Şimdi tekrar 5/32 Ayeti: İlk cümle öldürmeyi yasaklar, ikinci cümle: [veya yeryüzünün içeriliğinde {dengeleri-bozarsa}, elbette o öylece tüm insanları {beri-vuran} gibi olur], hayattan edenler gibi olur.

<Yeryüzünün içeriliğinde {dengeleri-bozarsa}>, dünyamızdaki yaşamı tahrip etmek, engellemek veya önlemek, değiştirmek, su veya hava olsun, tüm bitki yaşamı olsun, her türlü canlı türü, yeryüzünün dengeleri ister gaz veya bomba ile yapılsın veya toprak kirletilip zehirletilsin veya genetik manipülasyon vs. olsun, hepsi aynıdır. Yeryüzünün yaşama dengelerini bozan her ne olursa olsun hepsi kesin kez yasaktır. Yaşam ve çeşitlilik mutlak korunacak.

Eğer bazıları yaşamın dengelerini rahat bırakmaz da yaşam biçimini veya kurallarını sarsarsa, karıştırırsa veya denemekle hayatı dengesizleştirirse gelecek yaşamda bu kimseler herkesi öldürmekle suçlanacak ve cezalandırılacaklar. Dolayısıyla “yaşamın dengesi” tüm insanların hayatı anlamına gelir.

Buna ait başka bir Ayetten bir cümle: 7/56 [وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا َ] = [ve yeryüzünün içeriliğinde {öngörülen-ayarların} ardından {dengeyi bozmayın}], her şey yaşamın mimarı olan Yüce Allah’ın koyduğu düzene göre işlerken yaşamın dengelerini bozmayın.

Yaşam dengesi sadece su, sava ve toprak kirliliğinden kaynaklı bozulmaz. Denge bozukluğuna genetik müdahale de neden olabilir. Bitki yaşamının kalıtsal taşıyıcıları, tohum-verasetlerini herhangi bir şekilde değiştirilirse, genleriyle oynarlarsa, yaşamın dengesi bozularak tahrip olur.

İlk önce bir ayet: 20/81

20/81 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوَى

Kelimesi kelimesine çeviri: [Size ne {geçim-kaynağı} verdik-sek, yaraşanların-dan yiyin ve onun içeriliğini (çığırında-çıkarmayın}, size yönelik {uydurup-derlenen} {sıkıntı-sarılır}, ve kime yönelik {uydurulup-derlenen} {sıkıntı-sarılırsa} öylece o-den güdülür].

“Çığırından-çıkartmak”, tohum-veraset alanlarını değiştirmek anlamındadır. “Sıkıntı-sarmak”, tehlike ve iç huzursuzluğa neden olan, stres üreten içsel enerji demektir.

<Size ne geçim-kaynağı verdik ise yarayışlılarından yiyin ve onun içeriliğini çığırından-çıkarmayın = veraset-tohumlarını (=genlerini) değiştirmeyin, değiştirecek boyutta kimyasal maddeler (=hormonlar) ile şişirmeyin. Eğer çığırından-çıkartır ve yerseniz, size yönelik uydurup-derlenen = vücudunuzun dengelerini bozacak sıkıntılar-sarar. Kime yönelik sıkıntı-sarılırsa, öylece o kimse o-den güdülür = vücudunun dengeleri bozulur, kontrolden çıkmış olur>.

Eğer “çığırından-çıkarırsanız” yani tabii veraset-tohumlarını değiştirir veya başka bir şeyi karıştırır ve bundan sonra onu tüketirseniz, vücudunuzu sıkıntı saran işgücü, vücudunuzun kullanmayacağı işgücü (enerjisi) üretir. Bu tür işe yaramayan işgücü, iç-yağlara ve kilo artışlarına neden olup çeşitli sıkıntılar üreterek sinirsel rahatsızlıklar yapacak, çeşitli hastalıklara neden olacaklar, hastalıkları rayından çıkartıp beklenmedik durumlar oluşturacaklar. Böylece çığırından-çıkan işgücü, zamanla kalıtımsal taşıyıcılarınızı (genlerinizi) yıpratarak değiştirir, yavrulanmanızı tehlikeye sokar ve zamanla kısırlaşırsınız, çocuğunuz olmaz olur.

Bu demek oluyor ki; tüm tohum-verasetleri ister bitkisel ister hayvansal ve insani olsun hepsini yaratıcımız Yüce Allah birbirine zarar veremeyecek nitelikte programladı ve bu kuralı garanti altına aldı. Herhangi bir tohum-veraseti değiştirilirse veya yoldan çıkarılırsa, kimsenin tahmin edemeyeceği şeyler ortaya çıkabilir. Bu nedenle, manipüle edilmiş tüm organizmalar ve gıda ve bitkilerin hemen yakılması gerekir. Tamamı ve tüm dünyada olanlar.

Bu da hepsi değil, bir Ayet daha:

2/205 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Ve {çeki-yönlendiklerin-de yeryüzünün içeriliğinde {dengeleri-bozmayı} belirginleştirirler ve ekini ve {öne-yollayışı} {güçten-çıkarırlar}. Ve Allah {dengeleri-bozmayı} {içtenlikli-almaz}].

Geleneksel dilde: <Ve söz-sahibi olduklarında ekin ve soylarını güçten-çıkartırlar = başka bir duruma sokarlar ve yeryüzünün dengelerini-bozmayı etkin duruma sokarlar. Yaratıcı Yüce Allah dengeleri-bozmayı içtenlikle almaz> = eğer söz sahibi olurlarsa, hayatı yaşama dengesinden çıkartırlar, tohumun genetiğini değiştirerek hayatı dengesiz kılarlar = her türlü Ekin-türünü ve yavrulamalarını normalinden kaydırırlar, tüm sebze ve hayvan türünü yaratıcımız olan Yüce Allah’ın koyduğu yaşama kurallarından çıkartırlar.

Kalıtsalı veya genetiği değiştirilmiş  gıda ve canlı varlıklar artık yavru üretemezler ve yenilirlerse, yiyenlerin üreme-verasetleri bozulur. Genetiği değiştirilmiş (bozulmuş) olan tohum-verasetleri (genleri), geleceğe yönelik çoğalma programları taşımadıkları için onlardan yiyenlerin tohum-verasetini (genlerini) zamanla bozar veya çözerler. Bu tohum-veraset bozuluşu bir yılda olmaz ama zaman içinde mutlak gerçekleşir.

Yapılan bu manipülasyonlar artık Yaratıcı Yüce Allah’ın garantisi altında değildir. Tüm yaşam yaratıcısının koyduğu kurallar çerçevesinde korunursa yaşam ve tohum-verasetleri garanti altında tutulur.

2/205 Ayeti cümle olarak: <Ve söz-sahibi olduklarında ekin ve soylarını güçten-çıkartırlar = başka bir duruma sokarlar ve yeryüzünün dengelerini-bozmayı etkin duruma sokarlar> hayatı dengesiz hale getirirler. Bu ayetler 1400 yıl önce yazılmıştır.

Yaşam dengesini bozmaya ait olan başka alanlar: Hiç kimse milletlerin millet özelliklerini, dillerini ve ne de geleneklerini ve alışkanlıklarını değiştiremez, sarsamaz ve silemez. Hiçbir yabancı okul ithal edilemez. Sadece milletin tüm alışkanlıklarını, geleneklerini ve kazanımlarını öğretecek yerli okullar kurulacak. Tüm milletler ve halklar korunacak. Ailenin korunması da vazgeçilmezdir, korunacaktır. Bunlar yaşamın konmuş yerleşik dengeleridir.

Birileri bunları ve tohum-verasetlerini değiştirerek hayatı dengesiz hale getirecek olursa gelecek yaşamda tüm insanların katilleri olarak adaletin önüne sürülecekler çünkü değişmiş bir tohum-veraseti ile tüm canlıların hayatını tehlikeye sokmuş olabilecek oldukları için. Tohum-verasetlerini (genlerini) manipüle etmelerine izin veren, vergi ödeyenler ve yiyenler bile sorumlu tutulacak.

Biz insan olarak hayatı verildiği gibi korumak zorundayız. Bu bizim insani görevimizdir. Yalancılıkla “dünya artık bu kalabalıklar için yeterli değil, yeni yöntemlerle üretmeliyiz” söylemi tohum-verasetlerini bozmak için gerekçe değildir. Tohum-verasetleri ile uğraşmak ya da bu tür hormonlarla tohum-verasetini kontrolden çıkarmak için yeterli bir gerekçe değildir. Bakıma izin var, hatta önerilmiş, fakat iç saldırılarla değil. Dünya trilyonlarca insanı bakmak için yeterlidir. Sadece ona göre korunmalı, bakmalı ve yönetilmesi gerekiyor.

Bu ayetler aynı zamanda tüm canlıların emniyet ve özgürlüğünün korunması gerektiğini de açıkça ortaya koymaktadır. Bozmak haramdır, korumak farzdır. Her yaşayan insan, mimarı Yüce Allah tarafından kendisine verilen görevleri yerine getirmek zorundadır. Tohum-veraseti ile uğraşılmaz.

Bu noktada, çok ciddi bir durumu belirtmek gerek:

Peygamber sevgili Nuh (a.s.) zamanında tüm yiyecek türleri ve canlıların tohum-verasetleri ile oynanmıştı. Bu saldırılar içinde insan da vardı. Tohum-veraseti değiştirilen insan, insan şekli veya yapısı da değişmiş ve domuz olmuştu. Bu domuzun hâlâ insan olduğu anlamına gelir ancak değişen bedeni nedeniyle artık bir insan olarak hareket edemez. Ama bunun arkasında hâlâ insan var.

Bir kanıt: Domuz tohum-verasetleri günümüz insanlarıyla yüzde 90 aynı olduğu ve geri kalan yüzde 10’unun da insanı domuz haline dönüştüren suni katışımlardır, “el ile değiştirilenlerdir”. Bu el ile oluşturulan yüzde 10’luk program hiçbir canlı varlığın Tohum-verasetleri ile aynı değildir ve bir benzerlikte göstermez. Yüzde 90 insan tohum-veraseti ile aynı, yüzde 10 hiçbir canlı varlığın tohum-veraseti ile aynı değil ve uyum sağlamaz.

İkinci kanıt: Mimarımız Yüce Allah’ın, bu domuza dönüşen insanlara saygı olsun diye domuz etini yasaklamasıdır. Sadece bu yasak bile açık bir delildir. Çünkü daha lezzetli ete sahip, daha fazla et üreten, korkunç ve tehlikeli hayvanlar vardır. Onların hiçbirine ismen yasak konmadı. Yalnızca domuza konması, domuzun insan olduğunun ikinci kanıtıdır.

Ve son olarak: Tohum-veraseti (genetiği) değiştirilmiş canlı varlıklardan sadece domuz kurtarma gemisine alındı. *Böylece tohum-verasetlerini değiştiren ve değiştirilmesine izin veren, vergi veren ve etinden yiyenlerin bunca uzun yıllar karşılığı cezaları o kadar ağır olsun.

Uzun yıllar boyunca pek çok insan domuz olarak yaşamak zorunda kaldı. Ne kadar daha süreceği de belirsiz. Bundan şu anlaşılıyor: İnsan öldürmek veya genetiği değiştirmek, tüm insanları öldürme cezasına denktir.

Yaşamın dengelerini bozmaktan mutlak sakınmalıyız.

Yaşamın dengelerini bozmanın kötülükleri şimdiye dek sıralananlar ile sınırlı değildir. Bunun için de dünya milletleri, onların soy ve aileleri, dilleri, gelenek ve görenek alışkınlıkları, globalleşmek adına adım adım siliniyor veya çözülüyor. Bu da çalışma alanında ve davranış alanında yarışmayı bitirir. Bundan dolayı bu yanlış gidişat yaşamın dengelerini bozma suçu içindedir.

Bunun için bir Ayet:

5/48 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri: […Siz den tümüne ait ödev ve {yönetim-biçimi} koyuverdik. Eğer Allah {gerekli-görseydi}, tekleşen katılım olarak size ait koyuverirdi, ne var ki size aktarılanların içeriliğinde {tutumunuzu-belirginleştirecek}. Böylesi {uğruna-biçmekte} {öne-gelin}. Hepinizin geri-dönüşü, Allah’a-dır, böylece ne ile {karşı-almış} oldunuzsa, onun içeriliğine sizi {çeki-çevreleyeceğiz}].

Geleneksel dilde: <Sizden hepinize ödev ve yönetim-biçimi koyduk, eğer Yaratıcı Yüce Allah gerekli-görseydi, sizi tek bir millet olarak koyuverirdi, ancak size verdiğimiz Eğitim-değerleri ile tutumunuzu-kesinleştireceğiz, böylece Cennet uğruna-biçmekte yarışın. Hepinizin geri-dönüşü Allah’adır. Böylece sizi dünyada meşgul olduğunuzun içeriliğine çeki-çevreleyeceğiz>.

Daha iyi anlaşılması için bir başka Ayet:

49/13 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – يَاأَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Siz insanlar! Biz sizi Anış ve Gebe den türettik ve sizi tanışabilmede {yan-yana} ve {ön sıra} olarak koyuverdik. Öylesi Allah’ın varında öncelikliniz, {önem-vereninizdir}. Öylesi Allah, çıkış-uzantıları bilicidir].

Geleneksel dilde: <Siz insanlar! Biz sizi Erkek ve Kadın dan yarattık, ve sizi birbirinizi tanıyabilmeniz için de kabileler olarak yan-yana koyuverdik. Yaratıcı Yüce Allah’ın katında en iyiniz, en çok Kur-an’a önem vereninizdir> sizin en büyüğünüz, en zengininiz, en güçlü veya en yüksek unvanlara ve makamlara sahip olmanız, Yaratıcı Yüce Allah’ın katında ön sıraları almaya yeterli değildir.

Bu iki Ayette okuduğumuz gibi, Mimar ve rehberimiz Yüce Allah, bizi erkek ve kadından yarattı ve birbirimizi tanıyabilmemiz için de bizi halk, kabile ve ailelere ayırdı. Böylece birbirimizle rekabet ediyoruz. Bizim en iyimiz, Yüce Allah’ı önemli tutup, O’nun emrine göre kendimizi eğitip Cennet vari şahsiyetler olabilenlerdir.

Bu yaşam direklerini ortadan kaldırmaya çalışanlar, yaşamın dengelerini bozdukları için gelecek yaşamda tüm insanların katilleri olarak yargılanacaklar.

Özgürlük, birçok türde davranış ve hareket olanakları gerektirir. Yaşam tüm canlılar için tam özgürlük sunar. Uluslararası toplulukları eritirseniz ya da azaltmaya çalışırsanız, sadece özgürlükleri önlemiş olmazsınız, tüm yaşam kaynakları veya bileşenlerini de bozarsınız. Tamamının korunması emredilir. Kopyalanmaları ve değiştirilmeleri de yasaktır. Aksi halde yaşamın dengelerini sarsarsınız ve bu nedenle tüm insanların güvenliğini ve özgürlüğünü sarsmış olursunuz.

Yaşam ve özgürlük ancak tüm yaşamın kollarının ve dallarının görevleriyle korunursa düzgün çalışabilir. Eğer kirletir veya tüketilirlerse ya da yedeklenirlerse hayat onlarsız devam edemeyeceği gibi dengeleri de bozulur.

“Gerçekleri yerine yapay ya da icat edilen yedek parçalar devreye sokulsa bile yine de yaşamın dengeleri bozulmuş olur”.

Bu konu ile alakalı önce bir Ayet:

42/21 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنْ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللَّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Yoksa onların {yönetime-karışanları} var da onlara ait {dizi-derleyişler}-den {yönetim-biçimi} koydular, ne Allah onun ile {yön-yol-vermiş} değil. Ve eğer bildirişler {olu-orta-konmuş} olmasaydı, {tuta-duruşlarında} {kurulup-dikilirdi}. Ve öylesi {önü-tıkayıcılar}, onların inciten {üste-ütüşleri} var].

Yine de bu Ayetlerin beyinin mimarı olan Yüce Allah tarafından verildiğini ve beyini kontrol eden yazılım gibi olduklarını belirtmek gerekir.

Her şeyden önce, ilk cümle liderin, yani “yöneticinin” kim olduğunu netleştirir. Allah, “Her-şeyin-ebedi-yöneticisi”, bu dünyada olduğu gibi ahirette ve sonsuza dek.

Şimdi geleneksel dilde ilk cümle: <Yoksa onların Yaratıcı Yüce Allah’ın yönetimine-karışanları var da onlara ait dizi-derleyişler den = iktisadi düzeni oluşturacak sektörleri: banknot, faiz, kira, fiyat artışları ile yönetim-biçimi = kapitalizmi kurdular. Ancak Yaratıcı Yüce Allah, bu tür sektörlerle herhangi bir iktisadi düzen sistemi, kurmamıştır>.

Bu sektörlerin ne olduklarını bir başka ayette açıklıyor,

2/275 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنْ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللَّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Yetiştirilenleri yemek durumunda-bulunanlar, bütünleşmeyecekler, sadece şeytanın {üstüne-çullananlar}-dan onu silkeleyerek bütünleşmek durumunda-bulunanlar gibi.

Öylece elbette onlar ile kısmı-bildirirler: ne öylesi {verim-sağlıyorsa}- yetiştirişler konumundadır. Allah {verim-sağlayışları} {uydurup-derledi} ve yetiştirişleri {açığa-aldı}.

Böylesi kime yetiştricisin den ona uğurlamak geldiyse böylesi kendini {beri-tutarsa}, böylesi {evirip-biçtikleri} onundur ve {işe-kaldırışı} Allah’a-dır, ve kim {kat-ederse} böylesi onlar {açılı-genişleyişle} beraber olanlardır, onlar oranın içeriliğine kalıcıdırlar].

“Silkelemek” kelimesi elektrikle titretmek anlamına gelir. <Rab> kelimesi ile <Riba> aynı kelimedir. <Rab> kelimesi Yaratıcı Yüce Allah’ın niteliğidir. <Rab>, bazı Ayetlerden öğrenildiği üzere “sizi eğitip yetiştiren”, “Yetiştiriciniz”, insanları hem bu dünyada hem de bundan sonra ahrette de her zaman ve her yerde yetiştiren, böylece yaratıkları hayvanları ve insanları baştan ölüme kadar büyüten, besleyen, öğreten ve canlı tutan demektir. Kur’an’da çoğunlukla yaratıcımız Yüce Allah’ın bu özelliği kullanılır. Rab, “Yetiştirici” demektir.

Baba da çocuklarının “yetiştiricisidir”. Örneğin, “çocuklarını çok iyi “yetiştirdin”” gibi. Ancak baba kısıtlı eğiticidir. Yaratmakla ve yaşatmakla ilgilenemez vs. Yaratıcımız Yüce Allah boyutsal “Eğiticidir”. Hem bu dünyada ve hem de gelecek yaşamda, “ebediyet içerisinde”. Bunun için bitkileri, hayvanları ve insanları başlangıçtan ölünceye dek besleyip, eğitip, hayatta tutup ve böylece Cennet’e göre “yetiştirir”. Bu da “Yetiştirici” demektir. Kur’an’da en çok bu özellik anılır; “sizin yetiştiriciniz”.

Şimdi aynı kelime başka bir şey veya eylemde kullanıldı ve “yeme” kelimesi ile yön gösterildi. Yeme şunun için: Bu yetiştirilmiş olan banknot, faiz, kira, fiyat artışları adaletsizce veya kazanılmada karşılıksız alınıyor. Yeniyor demek, değişik yollardan çalışmadan kazanç elde etmek demektir. İnsanların varlıklarını yanlış yollardan aldatarak hile yoluyla alıp yiyorlar.

İktisadi ve ticari hayatımızda “yetiştirilen”, kafadan uydurulmuş ve uygulamaya konarak, sonrasında yenene denir. Banknot, bono, faiz, kira ve fiyat artırmaları gibi.

Öncelikle “Banknotlar” tabii değer birimleri değillerdir, sadece insanlar tarafından dürüstçe kazanılan varlıkları karşılıksız soymak için icat edilmiş sahte birimlerdir. Belirli kimseler baskı makineleri kurmuş ve para birimi olarak kâğıtların üzerine belirli resim ve yazılar yazıp tonlarca banknotlar bastırıp ardından her türlü malı satın alıyor. Elmas, altın ve gümüş gibi tabii değerler bile değersiz normal kâğıtlarla satın alınıyor.

Böylece bu banknotların değeri keyfi olarak değiştirilir, yani “yetiştirilir”. Dolara karşı Euro, başka bir şeye karşı Dolar. Daha sonra mallara ve yiyeceklere karşı değer artırırlar ve isteklerine göre azaltırlar. Hiçbir risk veya karşılık tanımazlar. Banknot, “değersiz kâğıtlardır”. Bu değersiz kâğıtla tüm dünya sömürülüyor. Bazıları birkaç yıl içinde milyoner ve hatta milyarder haline gelirken milyarlarca insan aç kalıyor ve hatta açlıktan ölüyor.

Faiz, risk ve kazanç-karşılığı olmaksızın uygulamaya konarak, ardından istenildiği gibi “yetiştirilir”. Yetiştirilir çünkü kazanç-karşılığı yok. Faizi bazıları yüzde 1, bazıları yüzde 10, bazıları yüzde 20 oranında çalışmadan artırır. Bugün böyle yarın başka boyutta “yetiştirilir”. Kısaca soygun sektörleri. Risk ve kazanca bağlı değil, isteğe göre değer alır veya kaybeder.

Kira ayrıca risk ve kâr-karşılığı olmadan alınır. Öncelikle Dünya, Yaratıcı Yüce Allah’ındır ve insanlar için yaratılmıştır. Yaratıcı Yüce Alla, dünyayı tüm insanlar için uygun bir şekilde yarattı. Herke bu dünyada kirasız oturma hakkına sahiptir. Bu nedenle hiç kimse Yaratıcı Yüce Allah’ın kişiye vermiş olduğu oturma hakkını kiraya karşılık veremez, kira da alamaz.

Ancak imar edilen arazı, tarla veya çayır gibi taşınmazlar devredileceği zaman sarf edilen emek karşılığı para ile satılabilir. Çünkü kazanılmış paradır.

Veya sahibi tarafından kullanılmayan bir işyeri, risk içeren bir kâr paylaşımı için ödünç verilebilir.

“Yalnızca risk ve kâr karşılığı olan ticaretle ilgili eyleme veya alışverişe izin verilir”.

Ticaret, her iki tarafın kazanmasını sağlayan alışveriştir. Bunun için kira, keyfe göre “yetiştirilip” risksiz ve karşılıksız kâr getirmediğinden alındığı için, alınması yasaktır.

*Buna ek olarak, tüm hayatı sarsan bu ünlü “fiyat artışları”, risk ve karşılığı olmadan keyfi bir şekilde “yetiştirilerek” = artırılarak büyüyen bir sektördür.

Bu dört sektör, Yaratıcı Yüce Allah tarafından verilmedi. Yani tabii değerler olarak yaşamda yoklar, birileri tarafından kafadan tasarlandılar ya da “yetiştirildiler”. Dolayısıyla, “yetiştirmek” kelimesi icat edilmiş sektörler olarak da anlaşılabilir. Bu sektörler tabii değildirler. Bu nedenle tabiatta bulunmayan bu dört sektör sömürüye yol açmaktadır.

“Tabii değerler kullanılarak sahte ticaret yapılıyor. Böylece çalışarak kazanılan insanların varlıkları haksızca veya hak edilmeyen yollarla soyuluyor”.

Bunların hepsi Ayet 2/275’te “yetiştirilenler” olarak tanımlandı: <O, yetiştirilmiş olanları yiyenler>, o kimseler ki bu dört kafadan uydurulmuş sektörle para aşıranlar. Aşırıyorlar, çünkü çalışmadan karşı tarafa kâr yaptırmadan alınıyor. Alınanları hak etmiyor çünkü yalnızca çalışarak, çiftçilikle veya fabrikada kazanıldığı gibi kazanılmıyor, piyango parası oluyor. Oyundan kazandım, vs. gibi.

Yetiştirilenleri yiyenler <bütünleşemeyecekler>, adil ve meşru bir yaşamda ayağa kalkmayacaklar ve adil yönetilen bir yaşam, oluşturamayacaklar, < sadece şeytanın {üstüne-çullananlar}-dan onu silkeleyerek bütünleşmek durumunda-bulunanlar gibi>. Şeytanın elektrikle çarpıp titreterek ayağa kaldırdığı gibi. Bu insanlar sadece fakir insanların hak yoldan kazandıkları servetle ayaklarının üzerinde durabiliyor, kendileri ayaklarının üstüne doğru şekilde duramıyor.

<Öylece elbette onlar ile kısmı-bildirirler: ne öylesi {verim-sağlıyorsa}- yetiştirişler konumundadır. Allah {verim-sağlayışları} {uydurup-derledi} ve yetiştirişleri {açığa-aldı}.

Yetiştirilenler, “banknot, faiz, kira ve fiyat artışlarından alınan para, tabii değerler ile yürütülen ticaret yoluyla alınan para gibidir” dedikleri için cezayı hak ederler. Yaratıcı Yüce Allah ticareti helâl edip “yetiştirilenleri” yasakladı.

Ve Yaratıcı Yüce Allah verim-sağlayanları, yani “ticaret sağlayan alış verişi” helâl edip yetiştirilenleri, yani “kafadan uydurulan dört sektörü” yasakladı.

Bu dört sektör ile daha sonra kapitalizm olarak adlandırılan bir sistem yarattılar. Kapitalizm kelimesi ne demek? Kapitalizmin sermaye kaynağı bu icat edilen dört sömürü sektörüdür. Hem dört sektör hem de sistem icat edildi. Karşı tutanakları yok, tabii değerler ile değiştirilemezler. Bugün hepsi ortadan kaldırılırsa hayat çökmez. Kafadan uydurulan bu dört sahte sektör hayattan kopuk, işe yaramayan zararlı unsurlardır.

Birileri tabiata karşı sahte ve yalancı değerler ile sahte bir iktisat, suni iktisat kurup, insanları tabii değerlerden kopartıp, sahtekârlıklar içinde yoğurup eziyor.

Böylece tabii değerleri esas almadan kısa sürede milyarder oluyorlar. İşte bu yüzden bu elit sınıf “Tanrı’ya ihtiyacımız yok, her şeyi kendimiz yapıyoruz” derler. “Tanrı’ya ihtiyacımız yok çünkü her şeyi bozmak istiyoruz” derler. Tanrı’ya ancak yaşamı korumak ve sevmek isteyenler ve böylece Ezeli-yapı-biçimini adım adım inşa edenler ihtiyaç duyar. Oysa onlar Yaratanlarına karşı davrananlar ve herkesi inciten birileri olurlar.

Bu kadar kafadan uydurularak icat edilmiş sahte sektörler, ticaret sektörlerine dönüştürülürse, para birimine dönüştürülürse sonucunda yalnızca sömürü başlar. Tabiatta bulunmayan bu tür sektörlerle, tabii değerler ve emtialar işlem göremez. Bunların karşılığı yoktur ve onlar için teminat olamaz, değeri yoktur, dolayısıyla değersizdirler. Bir parça düz kâğıt alıp üzerine bazı sayılar koyarak “Bu kâğıt parçası su kadar değerdedir” derler. Onlar bunu söyledi diye o kâğıt parçaları o değerde oluyor. Bu onlar için yeterli gelmedi. Şimdi kendilerine atadıkları bonolar aldılar. Bu bonolarla dünyayı satın alıyorlar. Üzerine sadece 100 veya 1000 sıfır yazmaları yeterli oluyor. Şimdi şöyle soruyorlar: Dünya kaç para? Böylece birkaç kâğıt parçası ile dünya elden gidiyor ve hala onlar masada oturuyorlar.

Tüm insanlık ses çıkarmadan peşlerinden koşuyor. Hiç kimse bir şey söylemiyor. İnsan bu kadar anlamsız ve değersiz mi oldu? İnsanlar yapılan bu icat edilmiş sömürü yöntemi ile basitçe gülünç bırakıldı ve insanlıkla alenen alay ediliyor.

Böylece derler ki: “Bu sistem, serbest dünya ekonomisi ya da serbest dünya ticaretidir”. Bu sistem ancak Dünya eşkıya-sömürü sistemidir. Ticaret için bir şey kalmadı. Bu sapık sistemin bir geleceği olamaz.

Değersiz şeyler ile eyleme geçirilecek değerli mallar ölçülemez ve ticaret alanına da sokulamaz. Yine de yaparsanız, sadece soygunculuk yapmış olursunuz. En kötüsü, bu bayağı kâğıtlarla altın, gümüş ve diğer tabii değerleri değerlendirmeye kalkıştılar ve değerlendiriyorlar. Bununla ancak yaşamım sahibi yaratıcımız Yüce Allah’ın yaratıp uygulamaya koyduğu ticaret değerlerini bu değersiz kâğıtlarla değersiz konuma sokarsınız. Yaratıcı Yüce Allah’ın katında kim bu kaba ve saygısız eylemlerin sorumluluğunu yüklenebilir?

Tabii değer olmadıkları için onların değerlerini her zaman değiştirirler. Hoş olmayan tehlikeli iş ve şeyler için kullanırlar. Bir araba üretince aracın ağırlığına denk “*EE” kod adı altında çok sayıda banknot bastırırlar. Bunu da sadece bu banknotlar tabii değer olmayıp kazanılmadığı için gerçekleştirirler. İstedikleri kadar banknot bastırır ve istedikleri zaman değerlerini yükseltip düşürürler.

Akşam cebinizde yüz Lira var, sabah kalkınca elli Liraya düşmüş. Birileri değerini değiştirdi. Hiçbir şey yapmadı. Uyumayacak olsanız bile elli Lira gitti.

Banknot değerini yükseltirler ve buldukları kadar altın veya emtia alırlar. Daha sonra banknot değerini düşürdüler. Altınlarını ve ham maddelerini banknotlara karşı verenler veya satanlar kısa süre sonra o banknotlarla ekmek bile satın alamazlar. Buna da ticaret, dünya ekonomisi, serbest piyasa ekonomisi ve başka şeyler derler.

Sadece banknotların değerlerini yükseltmekle kalmaz, istedikleri zaman ihtiyaç duydukları tüm yiyecek, mal ve mülklerin fiyatlarını da arttırırlar. Bu fiyat artışları daha sonra bu değeri olmayan kâğıtlarla, “banknotlarla” yaparlar.

Hepsi bu kadarla da kalmıyor. İnsanın bile değeri yok. İnsan bir sayıya dönüştürüldü. Bu değersiz banknot ile sağlıklı böbrekler, eller ve ayaklar satın alınıyor. Ölüler bile rahat bırakılmıyor. İnsanlar bedenlerinde sahip oldukları azaları ve her şeylerini aydınlar için birkaç banknot karşılığı kurban etmek zorunda kalıyor. Aldıkları banknotlarla sabahleyin ekmek bile alamıyor.

Özetleyerek söylersek: Hayatın değeri kalmadı; sadece bu değersiz banknotlar

Bu iltihaplı dört sektörle insan yaşamını engellediklerinden, insanların ürettiği her şeyi hileli olarak sömürüyorlar. İnsanlar kendileri bir şey üretemiyor, bir şeyleri yapamıyor. Şimdiye kadar engellendiler. Borç üstüne borç, açlık üstüne açlık. Bunlar yetmezmiş gibi, rüşvet paraları ile hükümetler kurdururlar veya tayin ederler. Diğer milletlerin kendi sanayisini kurmalarını engellerler. Eğer onlar için bunlar da yeterli değilse bu defa bombalarla engellerler. Nasılsa banknot bolluğu var.

Bu dünyaya ne için yerleştirildiğimizi ve bu dünyada ne yaparsak gelecek yaşamda onu yaşayacağımızı anlatan Ayet gördük.

Herkes başkalarını incitmeden ve engellemeden istediğini yapabilir. Bunu yapabilmek için önce güvenlik ve özgürlük gerekir.
İster inanan ister inanmayan, ister beyaz ister siyah, ister zengin ister fakir, ister eğitimli ister akıllı, sağlıklı veya hasta olun, ister yönetim koltuklarında oturuyor olun, ister alt kesimlerde olsun, güvenlik ve özgürlük ancak Kur’an’ın verdiği yasalarla sağlanabilir.

İcat edilmiş yaşam düzeni, kural veya kafadan uydurulmuş hiçbir tabiat düzenine karşı konamaz. Her şey tabii değerlerle ölçülecek, değerlendirilecek ve dağıtılacak. Herkes hayata tam olarak katılmak hakkına sahiptir. Gelecek yaşama başka nasıl hazırlanıla bilinir?

Sadece altın ve gümüş ile ölçülüp değerlendirilecek. Altın diğer mallarla ölçülemez ve değerlendirilemez. Ancak o zaman genel bir para birimi olarak kabul edilebilir ve ödeme birimi olarak geçerli olur. Altın dünya çapında ve sonsuza dek her şeyin sabit para ve değer birimidir. Altının üstünde başka bir değer yok, para yok ve bir ödeme aracı yok.

Ulusal para birimi ve Dünya Para Birimi altındır.

Mallar değerlerini altından alır ve sonsuza dek sabittir. Fiyat artışı yok. Ancak, örneğin bir hasat döneminde kuraklık varsa, tarımda çalışanlar veya çiftçiler daha az hasat alırlar, çok çalışmış ve para yatırmış olurlar. Bu nedenle başarısızlık hasadının değerini sadece bu kuraklık yılı için geçici bir artış yaparlar.

Hasat değerleri yalnızca kuraklık veya diğer tabii afetler nedeniyle yapılır. Maliyetleri karşılamak için fiyat artışları da buna dahildir. Sonraki yıl her şey düzelirse veya daha iyi bir hasat gelirse, fiyatları uygun şekilde düşürürler. Tüm bunlar altın ile ayarlanmış hasat değerlerine göre değişir. Ve bu sabit ödüller sonsuza dek böyle kalır.

Örneğin; bir ton tahıl 1 parça altınsa, 1000 yıl sonra hala 1 parça altın değerindedir, fiyat değişikliği olmaz. Endüstriyel ürünler veya tekstil ürünleri veya hasat ürünleri olsun tüm ürünler altınla değerlenir ve sonsuza dek sabitlenir. Hatta mal alışverişinde bile 1 kilo patatese karşı 1 kilo domates yasaktır. Her şey önce Altın ile değerlendirilir. Altınla almalı veya satılmalıdır.

Zenginlik daha fazla ürünün üretilmesi veya ürettirilmesiyle elde edilir. Günümüzdeki gelişmelerde fiyat artışlarının refah ve zenginlik getirmediğini, aksine yalnızca soygun yapılmış oluyor ve böylece güveni sarstığını çok iyi görüyoruz. Ayrıca borç servet de refah da getirmez. Sadece para ödüncüne izin verilir.

İslam bize tabiatla tabii bir şekilde yaşamayı öğretiyor. Tabiatla bağlantıyı koparıp yalancı bir yaşam yaşamadan, el ele, tabiatla iç içe yaşayıp tabiatla birleşerek… Yaşamayı nasıl yaşamamız gerekiyorsa öyle yaşayarak, öğrenerek. İşte bu yüzden İslam “her şeyi Cennet’e göre yolu-yordamına-koyarak”, davranmak anlamındadır.

Ölçü (ağırlık ve metre) alanında:

Sıcaklık nasıl ki suyun tabii bir şekilde donması ile sıcak ve soğuğun ölçülmesinin ölçü birimidir, uzunluk ölçü birimi de parmaktır. Parmağın kalınlığı uzun ve kısa ölçmelerde, ölçüdür.
On (10) Parmak = bir (1) Karış
On (10) Karış = bir (1) Kulaç vs…
Fakat tek düz bir kütle (milyon, milyar vb.) olarak genelleştirilerek adlandırma yoktur.

Ancak tabii olarak her dilde milletin anlayacağı biçimde ondalık sayılar üzerinden yukarıya doğru adlandırılır. Böylece her millet sayı ve hesaplamaları kendi dilinde yaparak kolay anlaşılmalarını sağlar. Çocuklara daha kolay anlatıp öğrenmeleri de sağlanmış olur.

Böylece Parmak daha düşük sayılara parçalanacak. Her millet kendi öğrenim ve öğretim düzenini kendi milletlerinin adet, gelenek ve göreneklerine göre öğrenip öğretecek.

Aynı doğrultuda bir buğday tanesinin ağırlığı ağırlık ölçümünde taban ölçme birimidir. Onuncu basamakta; 10 tane, 100 tane, 1000 tane. Ve belli bir ağırlıkla tek bir ünitede birleştirilir. Örnek: 1000 Buğday tanesi = 1 ağırlık. Temelde her zaman bir tek tane bazdır. Bu ölçü birimleri hiç kimsenin değiştiremeyeceği tabii ölçüm birimleridir. Tabiat ile yaşıyoruz ve tabiatın koşul ve koşullarına göre ölçüp biçeriz. Biz, tabiatı tabiatın kuralları ile anlayıp anlatabiliriz.

Yapmamış olanlar tabiat ile özdeşleşemeyen yalancı bir yaşam icat etmişlerdir. Tabiatta banknot, bono, faiz, kira, fiyat artışları, santimetre ve metre, gram ve kilo, vb. nerde görüldü. Bular icat ettikleri sahte bir yaşam değil mi? Tabiata geri dönmeliyiz yoksa bu harika tabiatı ve hayatı kaybederiz.

“Her ülke ve millet, siyasal sistem, din, dernekler, mezhepler ve cemaatler, her tür gruplandırma bu temel yasaları yürürlüğe koymak ve uygulamak zorundadır. Bu yüzden bunlar” Dünyanın-temel-yasalarıdır”. Bu dünyanın temel yasalarını mimarımız ve yöneticimiz Yüce Allah ticari işlerimizi yürütmek için düzenleyip verdi. Böylece dünyanın güvenliğine ve özgürlüğüne her insanın erişilebilmesi ve bu dünyanın temel yasalarını koruması gerekir.

İslam, dünya hayatının başlangıçtan dünyanın sonuna kadar nasıl kullanacağını tarif eder. Eğer bir sistem olarak anılacak ise, o zaman bir dünya sistemi, eğer bir din denirse, o zaman İslam asli bir dindir ve dolayısıyla dünyanın genel dinidir. Tüm insanlar için yaşam ve hayatta kalmak için gerekli olan her şeyi içerir. Siyah-beyaz,
büyük-küçük, bütün sosyal sınıflar boyunca.

Dünyanın-temel-yasaları” uygulanır ise ancak, İslamiyet’i uygulamak istemeyenler, İslam’a bakarak veya İslam’dan örneklenerek gelişirler. Bununla ilgili bir Ayet:

16/9 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَائِرٌ وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [{Ergi-sürecini} {önkoşul-koymak}, Allah’a yöneliktir ve ondan {ileri-çekilir}. Ve eğer {gerekli-görseydi}, hepinizi {çeki-derlerdi}].

Ergi-sürecini önkoşul koymak = Cennetin yolunu belirleyip göstermek, yaşamın sahibi olan Yüce Allah’a aittir, diğer dinler, politik sistemler, İslam’dan örneklenir, ancak hiçbirinin kafadan uydurulmasına gerek görülmediği gibi, icraatlarına da, izin de verilmez. Sonsuzlukta yalnızca bir Yönetici Yüce Allah ve Onun ergi-süreci vardır, ancak bu şekilde herkes için dünya güvenliği ve özgürlüğü sağlanıp korunabilir.

“Genel eğitim sistemi İslam’dır, diğer dinler ve siyası sistemler, İslam’dan bakılarak veya kopya edilerek geliştirilmiştir”.

Daha kolay anlaşılması için:

Dünya siyasetinin temel yasalarını “Belirlemek”, hayatın sahibi Yüce Allah’a aittir. Diğer dinler ve siyasi sistemler, İslam’a bakarak veya İslam’dan alıntı yaparak kafadan uydurulmuştur. Bundan dolayı tüm sorunlar, baskılar, dayatmalar, insan öldürmeler, insanların hak yoluyla kazandıklarını hile yollardan soymalar vs. onlar tarafından gerçekleştirilir.

Bu sayılan tüm menfi gelişmeler sadece İslami değerlere bağlı kalınmadığı için oluşur.

Ne zaman Yaratıcı Yüce Allah’ın koyduğu dünya siyaset yasaları uygulanırsa, ancak o zaman bir Yönetici ve O’nun yönetimi altında tüm insanlar, tüm hayvanlar, tüm yaşam için dünya güvenliği ve özgürlüğü verildiğinde, herkes rahatça davranabilir veya istediğini seçip yapabilir. Birileri İslam dinini uygulamak istemez ve illâ dinler, politik sistemler, mezhepler ve cemaatler kurmak isterse, her herkesin isteğine bağlıdır. Ancak Dünyanın-temel-yasaları herkesçe kabul edilip uygulanacak.

Bu tür kafadan uydurma gruplar, kendilerine üye bulması ya da elinde tutması, kandırmak yoluna girmeden, rüşvet paraları vermeden ya da bombalar yağdırmadan yapılacak. Yalnızca anlatma ve ikna yoluyla kişiler kazanılacak. Her şey gönüllü olarak yürütülecek. Yaratıcımız Yüce Allah bizden bunu bekliyor. Sadece anlayış ve özgürlük içinde. Bunun için bir Ayet:

Bu ayet, herkes için belirleyicidir:

45/14اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ – قُلْ لِلَّذِينَ آمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ أَيَّامَ اللَّهِ لِيَجْزِيَ قَوْمًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Kısmı-bildir: siz {güvence-almak} durumunda-bulunanlar, {Her-şeyin-sonsuz-yönetim} döneminde {beklenti-içinde} olmak durumunda-bulunmayanları, özgürleştirsinler, ne çatıvermiş oldukları ile bütünleşik olarak {üstlerine-çekilsin}].

  1. Her-şeyin-sonsuz-yönetim döneminde = yönetimin yalnızca Yaratıcı Yüce Allah’a ait olduğu ahret dönemi.
  2. Bütünleşik = bütün yaptıklarını birleştirip üstlerine-çekelim, onlara yükletelim.

Geleneksel dilde: <inananlara deki: ahrette Yaratıcı Yüce Allah’tan müspet herhangi bir şey beklemeyenleri, özgürleştirsinler ki, bu dünyada ne yaparlarsa ahrette üstlerine yükleyelim> Eğer o inanmayanları -İslam yasalarına göre yaşatırsanız, onlar onları ahrette alamayacaklar, o halde bırakın da ahrette alacaklarını yapsınlar.

Daha iyi anlamak için:

İnananlar inanmayanlara şöyle demesinler: Siz Şeriat veya İslam yasalarına göre yaşayacaksınız, serbest bıraksınlar, nasıl uygun görürlerse, öyle yaşasınlar ki, öylece bu dünyada yaptıklarını veya kazandıklarını ahrette alsınlar. Çünkü onları İslam’ın kuralına göre yaşamaya zorlarsanız, sonraki yaşamda karşılıklarını elde etmelerine izin verilmeyecek, çünkü ahret ile bir ilgisi yok veya Cennet’e göre yaşamıyor, İslam’ın kuralına göre boşuna çalışmış olacaklar. Böylece onları serbest bırakın ki öbür dünyada ne yapacaklarını alsınlar.

Ancak genel güvenlik ve özgürlük yasalarını yerine getirmelidirler: Dünya temel yasaları tamamen uygulanacak. Çalışıp vergilerini versinler, askerlik görevlerini yerine getirsinler ki yaşam hepinize garanti edilsin.

Bunun anlamı: Bütün dinler, sistemler, halklar, ülkeler ve milletler dünya temel yasalarını yürürlüğe koyacak. Bu dünyadaki temel yasalar yürürlüğe girdikten sonra Cennet’e gitmek istemeyenler, geri kalan yasaları istedikleri gibi hazırlayabilir ve uygulayabilirler. Ancak Dünya temel yasaları herkesçe sonsuza dek uygulanır.

Açıklama: Eğer bir ülkede yalnız bir millet yaşıyorsa ve Kur’an’ı anayasa olarak uygulamaya koymuşsa, hepsi ona göre yaşar. Eğer memlekette bir millet yaşar ve farklı görüşte guruplar bulunuyor ise, ama çoğunluğu oluşturmayıp azınlıkta iseler, dünyanın güven ve özgürlüğü için verilen Dünya Temel Yasalarını uyguladıkları takdirde, Kur’an yasalarına göre yaşamaya zorlanamazlar. Dünya temel yasaları tüm insanlık için zorunludur. Bunun dışında hiç kimse Kur’an yasalarına göre yaşamaya zorlanamaz.

Eğer ülkede çoğunluğu inanmayanlar veya Cennet’e gitmek istemeyenlerden oluşuyor ise, Dünya Temel Yasalarını uygulamaya koyduktan sonra anayasanın geri kalanını istedikleri gibi yaparlar. Ancak ülkede farklı bir inancı veya eğitim değerleri olan başka gruplar varsa çoğunluğun oluşturduğu yasalara göre yaşamaya zorlanamazlar. Herkesin güvenlik ve özgürlük içinde yaşama ve istediklerini yapma hakkı vardır.

Devletler ve şehirler, tüm vatandaşların güvenlik ve özgürlüğünü sağlayıp korumakla görevlidir. Farklı görüşte ki guruplar rahatsızlık vermediği sürece, özgürlük ve güvenlik içinde yaşama hakkına sahiptir.

Genel özgürlük ve güvenlik için kıstas, gereksiz yere taciz ve bozulmaya neden olunmamasıdır. Yani engellemeye neden olunmamak ve oluşturmamak. Eğer öyleyse, kendisi suçlu konuma düşer ve ceza hak etmiş olur. Bu şartlar altında herkes doğru ve uygun olduğunu düşündüğü şeyi seçebilir ve rahatlıkla yapabilir.

Bizim için en iyisi ya da gerekli olanı yöneticimiz Yüce Allah tarafından yazılmıştır. Şimdi ne istersen yap, bunu senin için nasıl değerli bulacağına karar ver, ama mantıklı ve gönüllü olarak yap. Mimarımız Yüce Allah, ne yaptığımızı ve ne istediğimizi görmek ister. Böylece gelecekteki yaşamımız buna göre hazırlayacak. Gelecekteki yaşamımız bugünün yaşamına bağlıdır. Ne yaparsak onu verecekler.

Güvenliği ve özgürlüğü -Kur’an’dan birçok Ayette gördüğümüz gibi- İslam sağlar. Tüm canlıların güvenliğini ve özgürlüğünü güvence altına alan bu Dünya-temel-yasalarına, yaşam ve hayatta kalmayı temin eden yasalara saygı gösterilecek ve bunlara uyulacak. Sonra, insan hayatına bir anlam vermek isteyenler, kalan yaşama alanlarını Kur’an eğitim değerleri ile eğitir. Böylece bu dünyasal yaşam güvenlik, özgürlük ve neşe içinde yapılır ve bu yüzden Cennet kazanılır.

Hiç kaybetmedi ama hayatını zenginleştirdi. Eğer yalnızca dünyevi yaşamı yaşarsanız yaşamın sadece yarısını yaşarsınız ve sadece ayaküstünde durmuş olursunuz. Dünyadaki bu yaşamla diğer taraftaki hayatı şekillendirse ancak o zaman iki ayak üzerinde durabilir, ancak o zaman hayatı tamamlanmış olur. Bunun sebebi dünyevi yaşamla ikinci bir yaşam getiriyor olması, böylece hayatı iki katına çıkıyor ve böylece mükemmel bir adam haline geliyor olmasıdır. Aksi halde tüm insanlar elit bir halde olsa bile hiç kimse mükemmel olamaz.

Daha önce dünyada hiç bu kadar eğitimli ve elit kesimler olmadığı halde yaşam bugün ki kadar hiç tahrip edilmedi. Nice insanlar acı ve çilelerin içine sokuldu. Dünya insanı bu kadar baskı ve işkence görmedi. Hiç bu kadar hapishane ve polis olmamıştı. İbadet hanelerden fazla hapishane var.

Bu, insanın ne kadar mimarına ve gerçek Yönetici Yüce Allah’ın yönetim ve eğitimine gerek gördüğünün kanıtıdır. Aksi takdirde yamyamlaşır, silahlı saldırgan olur ve onun sonunu bulamazsa, zaman içinde maymun olur.

Dünya tarihini gözden geçirince görürüz ki İslam’ı benimseyen çevreler kültürel olarak gelişmişlerdir. Örneklenen ülkeler olarak açıkça tarih yazdığını görüyoruz. Bugün bazıları bu alanları sökmeye çalışıyor.

“Dünyayı tahrip eden “aydınların ve seçkinlerin” herhangi bir alanda iyi şeyler yapabileceğini hiç kimse düşünmesin. İşlerin daha da kötüleştirdiğini varsaymalıdır.”

Sadece İslam bize yamyam olmayı nasıl durduracağımızı öğretiyor. Böylece yamyamlar gibi diğerlerine saldırmayız. Tabiatla el ele yaşamayı ve onu yok etmemeyi öğrenmeliyiz. Biz bu yüzden bu dünyaya yerleştirildik.

Her şeyi sadece Yaratıcı Yüce Allah’ın yönetimi yolu yordamına sokar. Ancak O’nun liderliğinde… Ancak o zaman tüm insanlar güvenle ve özgürce yaşayabilir ve yapmak istediklerini yapabilir. Ancak bu şekilde tabiat döngüsünde devam edebilir ve ancak bu şekilde bu eşkıya tuzaklarından kurtula bilinir ve iç huzurlarını bulabilirler.

– Sadece İslam birinin diğerini öldürmesini engeller.

– Sadece İslam birinin diğerini yenmesine izin vermez.

– Sadece İslam sömürüyü ve başkalarının üstünden yaşamayı engeller.

– Sadece İslam baskı ve engellemeyi önler.

İslam, hayata katılan herkes için güvenlik ve özgürlük garantisidir. İslam, bize Ezeli-yapı-biçimimizi (orijinal formumuzu) nasıl şekillendireceğimizi öğretiyor. Ya bu dünyada yaratılış amacına göre yaşamayı öğreniriz ya da gelecek yaşamda öğrenmek zorunda kalırız. Unutmayın, bütün insanlar Cennet’e gitmek zorunda.

Kaçış ya da kurtuluş yok.