Hizbu-Allah
Hizbu-Allah
Kutsal kitabımız Kur’an yüzde doksan civarında yanlış tercüme edilmiştir. Tüm medya kuruluşlarına çağrıda bulunuyorum. Beni tüm medyada, bilirkişi heyeti (jüri) ile birlikte insanların karşısına çıkartın.
Kur’an’ın yanlış tercüme edildiğini kanıtlayacağım ve doğru tercümesini göstereceğim.
İkna yeterli değil, her şey anlaşılabilir olmalıdır. Bugüne kadar bana bir olanak sağlanmış olsaydı her şey daha kolay anlaşılır olurdu.
Tercüme kuralları ve açıklamaları için lütfen buraya tıklayın.
Önsöz
İslam’ın kutsal kitabının mevcut tercümelerinde tartışılır ve çelişkili çok Ayet var. Zararsız olmadığını söylemeyecek kadar tutarsız, sadece insanlar için korkutucu değil, aynı zamanda yaşamın sahibi Yüce Allah’ı da çok kötü tanıtan birçok kritik Ayet var.
Kur’an’da Cennet’e giden yolu gösteren çok sayıda Ayet olduğu için İslam dünyası bu çelişkiler konusunda bir sorun görmüyor. Böylece korkunç ve endişelendiren ayetleri göz ardı ediyorlar.
Bu konuda maalesef yalnızca Müslüman olmayan insanlar Kur’an’ı tarafsız olarak okuyor ve nelerin endişelendirdiğini görüyorlar. Birtakım insanlar korku üreten Ayetleri propaganda malzemesi olarak kullanıyor ve bu Ayetlerle vatandaşlarını kışkırtıyor.
Bütün bunlardan İslam zarar görmektedir.
Eğer Kur’an çeviri kurallarıyla tercüme edilecek olur ise Yaratıcı Yüce Allah’ın saltanatına uymayan tüm korkunç iftiralar ortadan kalkar.
Maalesef İslami entelektüeller, bu korkunç iftiralar ortadan kalksa bile, mevcut çeviriler dışında hiçbir çeviriyi kabul etmiyor. Etseler de etmeseler de bu Kur’an artık gerçek içeriğine kavuşmuş olacak.
Tek çözüm, tercüme yapılırken kelime ve Ayetlerin anlamları, verilecek yasanın neden verildiğini gösteren nedenleri ortaya koyarak, okuyucunun ikna olmasını veya ikna olarak anlamasını sağlamak ile mümkün olur. Böylece vaizlere, imamlara ve müftülere ihtiyacınız kalmaz. Kişi, kendi okur, anlar ve bu ayetlerin Yaratıcı Yüce Allah’ın yüce sözleri olduğunu bilmiş olur.
Bu nedenle Allah’ın Birliğinin (partisinin) bu tüzüğünde, önce verilen Ayetlerin anlamları ardından Birlik (parti) yasaları verilecek. Önce nedeler ve anlamlar. Nelerin ne için verildiği. Bunun sebebi, verilen yasaların sadece bu dünya hayatını kapsamıyor olmasıdır.
Bu nedenle Allah’ın Birliğinin bu tüzüğünde maddeler 1.2.3. vb. olarak verilmeyip önce nedenler ve anlamlar ile verilecek.
Ön giriş
Dünyadaki tüm siyasi sistem ve dinler kendi partileri veya mezheplerinin hayatta kalıp iktidar olması için çalışırlar. Bu nedenle dünyadaki yaşamı öbür dünya veya cennete bağlı değil bu dünya yaşamına dayalı yönetirler. Din içinde mezhepler ve partiler daha iyi yönetim amacıyla kurulur. Kendilerine ait bir anayasaları yoktur. Bu yüzden dinlere ve siyasi sistemlere bağlıdırlar.
İslam, yaşamın veya yaşamı kullanma öğretisidir. Bu nedenle İslam, dünyadaki tüm dinlerin, siyasi sistemlerin ve yaşayan herkesin yaşayabilmesi için gerekli olan güveni ve özgürlüğü sağlar. Böylece dünya yaşamının Cennet’e göre nasıl biçimlendirileceğini öğretir.
Bu nedenle İslam bir parti olarak veya siyasi bir sistem olarak kabul edilemez. İslam, bizim anladığımız din anlamında bir din de değildir.
İslam, tüm insanları Yaratıcı Yüce Allah’ın yönetim çatısı altında toplanmayı emreder. Güvenlik ve özgürlük içinde yaşarlar ve böylece cennete yönlendirilirler. Bu yüzden de İslam Birliği.
Kur’an yanlış tercüme edildiği için İslam yanlış yorumlanıyor. Bu yüzden birçok insan İslam’dan korkar ve endişelenir hale gelmektedir.
İslam, kendi içinde yaşamın düzenli bir şekilde sürdürülmesidir. Farklı bir ifade ile İslam, her şeyin inşa ediliş düzeni içerisinde “her-şeyi-yolu-yordamında yürütmek” demektir.
İslam kelimesi Kur’an’ı Kerim dilinde “Her-şeyin-yolu-yordamı” anlamına gelir. Tüm Kur’an öğretisinden yola çıkarak diyebiliriz ki İslam kelimesi insanların dünyevi yaşamlarını Cennet’in beklentilerine göre “yolu-yordamına-koymak” anlamındadır.
Bu nedenle insan eğitime ve eğitilmeye muhtaçtır. Eğitim insan için vazgeçilmezdir. Bu vazgeçilmez eğitimi verebilmek için dünyada 60 din ve yakın zamanda bir o kadar politik sistem kurulmuştur.
Maalesef bugün gördüğümüz gibi bu dinlerin ve politik sistemlerin tümü birilerine eziyet vermeden kendi yaşamlarını sürdüremiyorlar. Bu nedenle yaptıkları kendi “Ezeli-yapı-biçimlerine” aykırıdır. Bundan dolayı mevcut durum, ısrarla herkesin “yaptığımız her şey doğru ve biz doğru yoldayız” demelerine rağmen her zamankinden daha kötü duruma doğru gitmektedir.
“Ezeli-yapı-biçimi” birleşik kelimesi, kendi bedenimize konmadan önce sahip olduğumuz kalite anlamındadır. Başka bir deyişle; bedenimiz zaten meleğe eşitti. Günahsız ya da kusursuz…
Başarısızlıkları sadece bu yüzden değildir. Ezeli-yapı-biçiminin eğitim değerlerine sahip değildirler ya da bu yöntemi bilmiyorlar. Ne yaparlarsa ve nasıl yaparlarsa yapsınlar -iyi niyetli olsalar bile- her zaman yanıltıcı veya yanlış yol üzerinde olurlar.
İnsan, düşünceleri aşan çok yönlü ve akıl almaz boyutta yaratıldı. Bu insandan sonsuz sayıda iyi ve kötü nitelikli çeşitler biçimlene-bilinir. Ancak insanın kendisi insan olarak hiç de fena değil.
Bir insan yalan söyler, içer, her türlü uyuşturucuyu kullanır, zina yapar, farklı maskeler takar, çalar, soygunculuk yapar vesaire. Bu kimse çok tehlikeli ve kötü bir insandır. Bu kişi Yaratıcı Yüce Allah’tan affedilmesini ister ve
Ezeli-yapı-biçim değerleri ile eğitilir ise aynı kişi kısa sürede Melek tipi bir insan olur.
İnsan iyi veya kötü aldığı eğitim değerlerin “biçimlenişidir”, “ortaya konuşudur”.
Bu, insanın aslında hiç de fena olmadığı anlamına gelir. Belirleyici olan eğitimi için kullanılan eğitim değerleridir. Sonuç buna göre görünür.
Ancak bizim tarafımızdan hazırlanan hiçbir eğitim değeri iyi olarak tanımlanamaz. İyilik bazıları için iyi, bazıları için kötü olabilir. Bu nedenle insanlar insan olmak için ölçü veya kıstas belirleyemezler ya da koyamazlar.
Örneğin ABD’nin eski başkanlarından biri şunları söyledi: “Ben en iyilerin en iyisiyim, güçlülerin en güçlüsüyüm”. İnsanların ona tamamen güvenmediğini fark ettiğinde ise bir tane daha ekledi ve dedi ki: “Ben Mesih’im”. Böylece hem manevi hem de fiziksel gücü ve büyüklüğü edinmiş oldu. Artık o dünyada en iyi eğitilmiş kişidir. Bunun ardından müttefiklerini toplayıp onlarla beraber suçsuz masum ülkelerin üzerine yürüyerek, işgal ederek yaşlı ve çocuk demeden milyonlarca İnsan katletti.
Bugün yaşamın tamamında insanlar ne çekiyorsa eğitimli ve “tahsilli” insanlardan çekiyor. Sunulacak başka hiçbir şeyleri yok… Makam ve terfileri dahi durumu kurtarmıyor.
Sadece Ezeli-yapı-biçim değerleri bizi ve hayatlarımızı kurtarabilir. Bunun ilk kanıtı Hiz-bu-Allah’ın, yani İslam birliğinin (partisinin) tüzüğünde ve Almanca yazdığım “Ağır sorular için Kur-an konuşsun” adlı kitapta.
– İslam, hiç kimsenin herhangi birini sömürmesine, ezmesine, öldürülmesine veya öldürmesine izin vermez.
– İslam, yaşamın ten rengi ayırımı yapmaksızın insanların, aynı zamanda inanmayanların ve tüm hayatın güvenlik ve özgürlük garantisidir. Yaşayabilmenin garantisidir.
Bunun sebebi İslam’ın sahibinin ve yayımcısının, her şeyin sahibi ve mimarı olmasıdır. O, bizi bu dünyamıza yerleştirdi ve ne yapmak istediğimizi görmek istiyor. O’na göre de ahiretteki ve dolayısıyla sonsuzlukta nasıl bir yaşam istediğimizi bize yaptırtmak istiyor. Buna bağlı olarak gelecekteki yaşamımızı hazırlatıyor. Bu yüzden önce güvenlik ve özgürlüğü koydu. Böylece herkes başkalarının güvenlik ve özgürlüğünü engellemeden yapmak istediklerini yapabilir. Ten rengi ayırımı yapmaksızın, ister inanan ister inanmayan olsun hepimizin güvenlik ve özgürlüğe ihtiyacı var.