1. Bölüm – Birlik


Birlik

Önce Tanrı hakkında.

Bizim Tanrımız kim?
İnsanların Tanrısı?
Nedir O’nun adı? Adı Tanrı.
Peki Tanrı ne anlama gelir?
Sözlüklere bakmak gerek…
Üzerinde birçok sayfanın yazıldığını biliyoruz. Hepsini okuyacak olsanız bile eskisinden daha fazla bilgi sahibi olamayacağınızı göreceksiniz.

“Tanrı” kelimesi “hey veya halo” şeklinde bir çağrışımdır. Ne anlama geldiği kelimenin kendisinden anlaşılmaz. Biz insanların adı ve soyadı var, unvanları var, sadece bizim sevgili tanrımızın adı yok. Bazılarının makam ve koltuk korkusu var ve bu yüzden Tanrı kelimesinin ne anlama geldiğini açıklamazlar.

Hz. Musa (a.s.) yaratıcımız Yüce Allah ile ilk konuşmaya başladığında, şu Ayeti duydu:

20/14  اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمْ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

Kelimesi kelimesine çeviri: [Öylesi Allah ben-im, Benden başka Yönetici yoktur, sadece Ben, Beni üstlen böylesi, ve İliştirmeleri Benim anılışımla bütünleştir].

İliştirmeleri = namazları.

Üzerinde durduğumuz konu için sadece ilk cümle önemlidir. <Sen Musa, dinle: ‘ben Allah’ım, hiçbir lider yok, sadece ben>. İlk cümle ile bize kendi adını Allah olarak veriyor ve hemen ardından ikinci cümle ile Allah kelimesinin altında neyin anlaşılması gerektiğini bildiriyor: Yönetici yok, sadece Ben.

Allah kelimesinin kökü <İlah> ‘tır ve “Yönetici” anlamındadır. Böylece <İlah> ve onun zamansız çoğulu olan “Allah” kelimesini anlamını güvence altına almaktadır.

<İlah> Yönetici ve onun zamansız çoğulu Allah “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi” anlamına eşittir. Hem bu dünyada ve hem de ahirette. Ebediyet akışında.

“Yönetmek” her şeyden önemlidir. Bir kimse bir şey yapmak istiyorsa işini yürütebilmesi için önce yönetme yeteneğine ve gücüne sahip olması gerekir. Yönetme yeteneği ve gücü olmadan bir şey yapılamaz ve sürdürülemez. Bu da Tanrı’nın birinci sıfatı, özelliği “yönetme gücüne” sahip olması demek oluyor.

Bundan dolayı yaratıcımız Yüce Allah, kendine <İlah> derken çoğulu olan Allah, yani “Her şeyin-sonsuz-yöneticisi” olarak adlandırır ve öylece de anar. Çünkü yaratıcımız Yüce Allah ebedidir ve kendi için yarattıkları, O’nu ebediyet içirişine takip edecek. Ne yok etmek ne imha etmek ve ne de son vardır. Tüm bunların hepsini ebediyet akışında yapan Allah, “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi” ‘dir.

20/14 Ayeti 3000 yıl önce Tevrat’ta yazıldı. Bir kimse yaratıcımız Yüce Allah’ı yönetici olarak tanımaz ve kabul etmez ise yaptığı işler Cennet için geçersiz olacaktır.

 Şimdi Tanrı’nın kim olduğunu ve ne yaptığını biliyoruz.

Dikkati çeken durum ise üç semavi dinin, Yahudiliğin, Hristiyanlığın ve Müslümanlığın kutsal kitaplarında “Tanrı’nın” en önemli özelliği olan <İlahlık>= Yöneticilik hakkında hiçbir kelime bulunmamasıdır.

Eğer Tanrı’nın bu özelliği veya sonsuz güç ve kudret yeteneği olan <Yönetici> bu kutsal kitaplarda bulunmuyor ise bu kutsal kitaplar geçersiz olur.

Üstelik, üç kutsal kitapta <İlah> ve <Allah> = “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi” bulunduğu ve içerikleri buna göre düzenlendiği halde Yaratıcı Yüce Allah’ın en önemli sıfatı olan Yönetici sıfatı göz ardı edildi. Böylece koltuk ve makam meraklıları yöneticimiz Yüce Allah’ı günlük yaşamdan koparıp  çıkardılar.

Dahası, eğer güç ve kudret sahibi Yüce Allah “Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi” olarak tanınmaz ve kabul edilmez ise “sevgili Tanrı göklerde”, “herhangi bir bucakta” söylemi bir masal ve efsane olarak kalır. Yönetmek ile ilgili meydanlar boş kalınca koltuk meraklıları yönetim koltuklarına oturup baskı ve zülüm sahnelerini açmak için tek din olan İslam dinini üçe bölerek Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman dinlerine çevirdiler.

Devamında İslam dinini daha da zayıflatmak için mezheplere, tarikatlara, cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluşlara bölerek güçten düşürmüşlerdir. Hiçbiri diğeriyle ilişkili değil, hepsi farklı veya başka dine dönüşmüş ve hepsi birbirine karşı düşman kesilmişlerdir. Bu duruma yönelmeleri, yöneticimiz Yüce Allah’ı tek Tanrı ve tek Yönetici olarak istemeyip yönetim koltuklarına kendileri oturmuş olmalarıdır.

Böylece dünya yaşantısını ahrete göre değil, dünyaya bağlı olarak yönetiyor ve dini camilere sıkıştırıp Cennet’e giden yolu engellediler.

Şimdi güç ve kudret sahibi Yüce Allah’ın konuyla ilgili emrinin ne olduğunu bir ayette görelim,

Ayet:

42/13 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – شَرَعَ لَكُمْ مِنْ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ يُنِيبُ

Kelimesi kelimesine tercüme: [Size ait {dizi-derleyişler}-den {yönetim-biçimi} koydu, onun ile Nuh’a ne {yola-verdik ise ve sana {ileri-derleyivermek}  durumunda-bulunduk ise ve İbrahim’e {yola-verdik} ise ve Musa’ya ve Ğisa’ya {Dizi-derleyişleri} bütünleştiresiniz diye, onun içeriliğinde bölümleşmeyin. {Yönetim-işine-karışanlara} ne {özel-çağırdın ise onlara yönelik {yüksek-tuttu}.

Allah, kim gerekli-görürse ona {ilgili-yer-alır} ve kim {çekip-çevrelenirse}, onu kendine {çeki-derler}].

<Dizi-derleyiş> ikilemli kelime: Yasa ve eğitimlerden oluşturulan “düzen”, “sistem” anlamına gelir. Örnek: Bugün uygulanan eğitim sistemlerinin hemen hemen hepsi İslam’a bakılarak geliştirilmiştir. Çünkü İslam yedi öğreti döneminden oluşuyor.

  1. Adem öğreti-dönemi,
  2. Nuh öğreti-dönemi,
  3. İbrahim öğreti-dönemi,
  4. Musa öğreti-dönemi,
  5. Davut öğreti-dönemi,
  6. İsa öğreti-dönemi ve
  7. Muhammed öğreti-dönemi.

Aslında bu öğretim dönemlerine kutsal kitapların adlarını vermek gerekir. Tevrat öğretim dönemi, İncil öğretim dönemi ve Kur’an öğretim dönemi gibi. Ancak tüm kutsal kitapların adlarını bilmiyoruz. Bu yüzden onları peygamberlerin adlarıyla adlandırıyoruz. Bu yüzden İslam, 42/13 ayetinde belirtildiği gibi, bu yedi öğreti dönemleri ile inşa edilmiştir. Bütün öğretim sistemine İslam denir.

Kur’an diline göre İslam denilince “Her şeyi yoluna-koymak” anlaşılır. Bu bileşik dört kelime yalnızca bir anlam ifade ediyor ve Kur’an’da İslam olarak anılır. İslam, gündelik hayatın tamamı cennetin beklentilerine göre “yolu-yordamına-kondu” demektir.

Örnek olarak bir ayet:

52/38 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ

Kelimesi kelimesine tercüme: [Yoksa onların, O içinde {dinleyi-dokunacakları} {yolu-yordamına-sokanları} var, yetenek ile tutundurdukları {Dinleyi-dokunak-larını} aktarsınlar..]

Bu ayette ses ve resim alıcısı televizyon ve radyodan söz ediliyor. Çünkü bir alıcıda, etrafta dolanan tüm radyo dalgalarını tekrar bir araya getirip ses tonlarına veya konuşmalara “yolu-yordamına-koyar”. Cümlede ki <yetenek ile tutundurdukları> kelimesi “teknik olarak veya elektronik olarak radyo dalgalarını sese dönüştürmek” anlamındadır. Nasıl ki bir alıcı dışarda dönüp dolaşan tüm radyo dalgalarını sese veya resme sokuyorsa, İslam da aynı şekilde dünya yaşantısını cennetin beklentilerine göre bu yedi öğretim döneminde yolu-yordamına-sokar. Buna İslam diyoruz.

İslam, yaratıcı ve yöneticimiz olan Yüce Allah’ın öğretim sistemidir. Kim bu eğitim sisteme tabi olur ise Müslüman olarak adlandırılır. Bir ayetten bir cümle:

22/78 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – هُوَ سَمَّاكُمْ الْمُسْلِمينَ مِنْ قَبْلُ وَفِي هَذَا

[.., Allah-dır sizi Müslüman olarak tanımlamış olan {ön-sıra} dan ve bu dönemin içeriliğinde …]
Geleneksel dilde: <Yüce Allah, Sizi Müslüman olarak tanımladı, daha önce olduğu gibi ve şimdi>
Önce, “altı öğretim döneminde” ve şimdi yedinci öğretim döneminde. Yaratıcımız Yüce Allah, yedi öğretim döneminin takipçilerini “Müslümanlar”, “her şeyi yoluna getirenler” olarak adlandırdı.

Sonuçta Gücün kaynağı Yüce Allah, en başından atamız Adem’den (a.s.) en son Hz. Muhammed’e kadar insanları cennetin beklentisine göre eğitmek için bir öğretim sistemi kurdu. Bu öğretim sistemine İslam denir. “Her şeyi-yolu-yordamına” koyar.

Her peygamber kendi öğretim döneminde bir ders kitabı alır ve o sırada yaşayan veya yaşamakta olan tüm insanları Cennet’in beklentilerine göre, günlük etkinliklerinde geçerli ders kitabı ile eğitilir. Bu sisteme İslam denir. Bir kişi şöyle diyorsa: “5. veya 6. öğreti döneminde kalmak istiyorum”, bu kişi sadece önceki ders kitabıyla yaşamını biçimlendirmiş olur ve son dönemin diplomasını alamayacağı için cennete gidemez.

Önceki ders kitabı yalnızca önceki zamanı veya öğreti dönemini kapsar. Bu, insanların gün geçtikçe gelişme ve yeni yaşama alanlarını günahsız hale getirmek için yeni öğretim dönemine, yani “ders kitabına” ihtiyaç duyacağı anlamına gelir. Bugünün eğitim sisteminde olduğu gibi, okulu son sınıfa kadar tamamlamazsanız bir derece alamazsınız ve bu nedenle eğitim seviyenize uygun bir iş alamazsınız. Eğitim sınıfları keyfi sınıflandırılmamıştır.

Bugünün insanlarını 2000 ya da 3000 yıl öncesine ait ders kitabı ile eğitemezsiniz. Arada daha önce var olmayan ve bu nedenle kıyaslanamayan dünyalar var. Buna rağmen yaparsanız, hayatı bugün olduğu gibi yok etme yoluna sokarsınız. Ve bu güncel ders kitabını “Kur’an’ı” kullanmadığı için olur. Ne zaman Kur’an’a göre yaşarsa, bu yeni yaşama alanlarını dahil eder ve sonrasında dünya yaşamını güvenli ve adil bir şekilde yönetir.

Bu dünyaya yerleştirilmiş olmamızın amacı, sonsuza dek sahip olmak istediğimiz gelecekteki yaşamımızı çalışmalarımız ile tespit etmektir. Çünkü atamız Adem (a.s.) ve annemiz Havva cennette yaratıldı ve orada kaldı.

Adem (a.s.) ve annemiz Havva cennet hayatının aksini bilmedikleri için ne kadar mükemmel yaşadıklarını anlayamadılar. Bu nedenle dünyamıza yerleşmeli ve sinüs dalgasını cennet kosinüs eğrisine karşı yaşayıp denemeleri gerekirdi. Birinci sebebi bu, diğeri ise ahiretteki yaşamın bizi sıkmaması. Eğer yaşam ve koşullar önceden belirlenmişse hiçbir anlamı yoktur ve eğlenceli değildir. Ama kendin kazanırsan, neye sahip olduğunu bilir ve buna göre takdir edersin.

Böylece gelecek yaşamda, “ahrette” hiç kimse hayatı hakkında şikâyet edemez.

Bu nedenle yeryüzüne yerleştirildik. Davranışlarımız veya çalışmalarımız ile cennette nasıl bir yaşam istediğimizi kesinleştireceğiz. Cennet’teki bir yaşam için neyi yönlendirmek istediğimize karar vermeliyiz. Her şey bizim dünyevi çalışmalarımıza, yaptıklarımıza bağlıdır.

Şimdi önemli olan şu: Cennet yaşamı için neyin gerekli olduğunu ve Cennet’teki her şeyle donatılmış bir yaşamı elde etmek için ne kadar çalışmamız gerektiğini bilmiyoruz. Başka bir deyişle kendimizi bu dünyada Cennet’in beklentilerine uygun olarak Kur’an değerleri ile eğitmeliyiz. Tıpkı kendimizi bu dünyada mesleki faaliyet için eğittiğimiz gibi. Aksi halde o mesleği sahip olamayız. Böylece kendimizi Cennet’e göre eğitmeliyiz.

Ancak kendimizi nasıl eğiteceğimizi bilmiyoruz. Bu nedenle baştan beri mimarımız Yüce Allah her çağa ya da zamana bağlı olarak bizi Cennet’e uygun şekilde hazırlamak için peygamber ya da öğreti-dönemine göre bir peygambere ders kitabı verdi. İnsanın gelişme durumuna göre yeni bir peygamber ve yeni bir ders kitabı…

Dünyanın sonuna kadar sürecek olan öğretim sistemine veya Cennet’in beklentisine göre “her-şeyi-yoluna-sokana”, İslam denir. Bu demektir ki, Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık dini diye dinler ve topluluklar yoktur. Mezhep ve onların alt yapılanışları olan tarikat, cemaat, teşkilat, kurum ve kuruluşlar yoktur. Tek bir öğretim sistemi vardır; İslam ve katılımcıları. Yüce Allah; Her-şeyin-sonsuz-yöneticisi, Ebedi Lideri.

Gücün kaynağı Yüce Allah ile kulları arasına girecek hiçbir imam, lider, başkan, içtihatçı arabulucu ya da her şeyi daha iyi bilen kimse yoktur.

Cennet beklentilerine göre kendilerini eğitmeyi başaranlar doğrudan Cennet’e gidiyor. Doğrudan Cennet’e gitmeye önem vermeyip keyfi davrananlar, kendi keyiflerine göre yaşayanlar Cennet’e gidemeyecekleri için Cehennem’e, “zorunlu-eğitim-karargâhına” gidip Cennet’e göre eğitilecekler. Çünkü yaratıcımız Yüce Allah tüm insanları sadece Cennet için yarattı. Ancak bir şart koştu; herkes bu dünyada kendi Cennet’ini kendi kazanacak.

Cennet ve Cehennem’in tanımlarının ne olduğunu Almanca yazdığım “Ağır sorular için: Kur-an konuşsun” adlı kitapta detayları ile açıkladım.

Burada tekrar kısaca: Cehennem, “Zorunlu-eğitim-karargâhı” demektir. Bizim güneş sistemimiz gibi gezegensel bir sistemdir. Tek fark, orada su yoktur. Bu nedenle koşulları buna bağlı olarak ağırdır. Ölmeden Cennete göre eğitilinceye kadar milyarlarca yıl orada kalınacak. İster inanın ister inanmayın, hoşlanın ya da hoşlanmayın, hiçbir şey değişmez. Bu yoldan geçilecek…

Kimse kaçamaz ya da kendini yok edemez. “Kendimi yakarım” yahut “kendimi mahvederim” gibi söylemler sadece kendini aldatmaktır. Daha önce olmadıklarını ve sorulmadıklarını düşünmelidirler. Yüce Allah’ın yaptığı her şey sonsuza dek sürecek. Bu nedenle bu dünyadaki herkes çok geç olmadan buna göre hazırlanmalıdır.

Cenneti seçenler kendilerini Kur’an eğitim değerleri ile eğitmelidirler. Ancak bunu mevcut Kur’an tercümeleri ile yapmamalıdırlar. Çünkü mevcut çeviriler yüzde 90 yanlış çevrilmiştir. Dolayısıyla tam teşekküllü bir eğitim mümkün değildir. Bu yanlış tercüme edilmiş olan Kur’an çevirilerine göre oruç tutmak, dua etmek ve öldürmek, hatta Yaratıcımız Yüce Allah adına insan öldürmek, saltanatına asla uymayan birçok yanlış, yalan ve iftiralarla dolduruldu. Kur’an’ı artık kutsal bir kitap olarak tanımlanamayacak şekilde parçaladılar. Ancak şimdi kendi dilinde çeviri kuralıyla tercüme edildi ve böylece Yüce Allah’ın mükemmel öğretisini yeniden sağladı.

Bu nedenle, yaratıcımız Yüce Allah’ın saf öğretisi, bizim Cennet beklentisiyle doğru bir şekilde eğitilmemiz için çok önemlidir ve gereklidir. Çünkü bize Kur’an’da verilen talimat şöyledir:

29/55 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

[… onlara denecek: şimdi dünyada yaptıklarınızı {izini-alın} = yaşayın] Cenneti kazanamayanlara gelecek yaşamda şöyle denecek: Dünyada ne yaptı iseniz, şimdi onları yaşayın.

Bu, gücün kaynağı Yüce Allah’ın kimseyi cezalandırmayacağı anlamına gelir. Ceza vermek O’nun yüceliğine uymaz. Yaratıcımız Yüce Allah yasallığını temsil eden bir kural belirlemiştir. Gelecek yaşamda bize şöyle söylenecek: Şimdi yeryüzünde yaptığın iyi veya kötü davranışlarını yaşa. Bu yüzden hiç kimse kendi kazandıklarından dolayı şikâyet edemez. Koyulan bu kuralın ceza vermekle ilgisi yoktur.

“İyi olan”: Yaratıcımız Yüce Allah’ın bize emrettiği bedensel teşvikleri bedensel olmayan, Cennet’e uygun veya Ezeli-yapı-biçimine dönüştürmek. Şimdi bu kuralı koyan şunu söyler mi: Öldürün, acıtın, çılgınlar gibi davranın. Bu durumda verilen özgürlük kalmamış olur. Kur’an’da bunun tersi emredilir. Böylece herkes gönüllü olarak ve isteyerek cennete yönelik eğitilir ve cennete kendi çalışmaları ile gider.

Yaratıcımız Yüce Allah yalnızca anlayışa hitap eder. Hiç kimse kimseyi İslam veya inanç nedeniyle sahtekârlık yaparak, aldatarak veya zorlayarak kendine ve dinine zorlayamaz, para ile satın almaz, başına bomba yağdıramaz.

Gücün kaynağı olan Yüce Allah hayatın sahibi ve beyinin mimarı ve bizi yaşatandır. Yaratıcımız Yüce Allah’ı akıl yoluyla anlamak, gönülden ve isteyerek emrine göre yaşamak… Emrine göre yaşamak için her şeye sahip olan bir donanıma sahibiz. İnsan olmamız gereği her şeyi anlamak ve buna göre davranmak zorundayız. Bu, inanan veya inanmayan herkes için yerine getirilmesi gereken davranıştır.

Ayrıca, mimarımız ve yöneticimiz Yüce Allah’ı inciten yalan iftiralardan uzak tutmak ve O’nun Yüce tahtını korumak zorundayız.