Tutarsızlıklar
Tercüme “ayet”lerde kopukluk oluşturursa “ayet” sahteleşir.
Ayet içindeki yanlış tercüme ve tutarsızlıklar.
Bu sayfada tutarsız tercüme ve tefsir edilen bazı ayetleri örnek olarak inceleyip Kur’an’ın inanırlığının nasıl karalandığını göreceğiz.
İlk olarak alacağımız ayet Diyanet İşleri Başkanlığınca 2002 yılında yayınlananISBN: 975-19-2894-X sayılı Kur’an meâlinden:
2/34 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -وَإِذْ قُلْنَالِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَمِنْ الْكَافِرِينَ
Mevcut Türkçe meâli: [Hani meleklere “Adem için saygı ile eğilin” demiştikde İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu].
Ayetin tercümesinde geçen “saygı” kelimsi Kur’an metninde <Secde> olarak geçer.
Bu cümle diğer meâllerde söyle geçer:
<bir zamanlar biz meleklere“Ademe secde edin” dedik>.
Diyanetin meâlinde gelen cümlede:
<İblis hariç bütün melekler saygı ile eğilmişler> şeklindedir.
Bu iki cümlede yapılan tutarsız tercümede Yaratıcımız Yüce Allah meleklere “Adem’e saygı ile eğilin” diye emir buyuruyor. İblis (Şeytan) saygı ile eğilmiyor ve sonuçta İblis bundan dolayı işten çıkartılıyor.
Tercümenin anlamsız tarafı ise şu: Melekler’in ve İblis’in sevgili Adem dedemize saygı ile eğilip eğilmemeleri neyi değiştirir veya ne gereği olabilir? Üstelik bu anlamsız emre itaat etmeyen İblis işinden oluyor. İblis saygı ile eğilse ne olur eğilmese ne olur? Bu tercüme tutarsız olmanın yanında keyfe dayalı, kafadan uydurma bir saçmadır. Eğer tercümede <Adem’e secde edin> denirse o zaman secde boyun eğmeyi gerektirir ki bu daha anlamlı olur. Ancak tercüme edenler bunu da çok görmüşler.
Ayetin tercümesindeki tutarsızlık:
Yaratıcımız Yüce Allah “Melekler’e” sevgili dedemiz Adem’e secde etmeyi emredince İblis secde etmedi. Etmedi ise neden işten kovulması gerekti? Çünkü emir İblise değil “melekleredir”. Melekler de secde edince iş de orada bitmiş olur. Eğer İblis işinden oldu ise ki oldu, o zaman soru şöyle: Acaba İblis mi Melek idi, yoksa Melekler mi İblis idi? Melekler İblis’den olamazlar çünkü İblis, 18/50 ayetinde <İblis cinlerdendir> buyuruyor. Böylece melekler de İblis’den olamaz. O zaman İblis neden işinden oldu? Dolayısı ile bu tercüme tutarsızdır.
2/34. ayetinde ki üçüncü tutarsızlık:
<İblis saygı ile eğilmekten kaçınmış>.
“Kaçınmış” kelimesi ayet metninde <Eba> olarak gelir ve tüm tercümelerde “Baba” olarak tercüme edilir. O zaman <İblis baba oldu> diye tercüme edilmesi gerekir. Bu tercüme de kafadan uydurma ve tutarsız.
Ayetin son cümlesi <ve kâfirlerden oldu>, yani “ve İblis kâfirlerden oldu”. Tercümede ki kafadan uydurma şu: Bir kimsenin kâfir olabilmesi için yaratıcımız yüce Allah’ı inkâr etmesi gerekir. İblis ise bunu yapmadı ve yapamazdı da. O halde neden kâfir olduğu söylenir?
Kafadan uydurularak yapılan tüm bu tercümeler tercümenin ilk kurallarına aykırı, tutarsız, çelişkili, tümüyle bir kargaşa içinde, Kur’an’ın inanırlığını ortadan kaldıran bir saçmadan başka bir şey değildir.
Şimdi 2/34 ayetini Kur’an dilinde tercüme etmeden dört kelimeyi türkçeleştirelim:
1. <Secde>, anlamı “Derleyip-yerlenmek”
Örnek: Namaz kılacağımız zaman toparlanıp yere kapanırız, derlenip yere yerleniriz.
2. <Eba>, “Ön-güden“, evde ailede, kendi başına işleri yürüten, “Baba” anlamındadır.
3. <Kefere>, “Karalamak” anlamındadır. Bir kalem ile kağıt üzerindeki yazı, resim ve çizimleri karalamak veya kirletmek. Verilen emirleri yapmayarak–karalamak, sapanla tarlayı karalamak vs. gibi
4. <Melek>, “Devletin işlerini yürüten tüm memur kadro” veya bir işverenin fabrikasında çalışan “tüm işçi kadrosu” anlamındadır.
Örneğin: Su tesisatçısı, inşaatçı, Tamirci, Elektrikçi, kâtipler, muhasebeciler vs. tüm bunlar işverenin çalışan kadrosudur , yani işverenin fabrikasını veya işyerini “Derleyi-var-tutanlarıdır”.
Melek isimdir. Kur’an da isim geçmez. İsmin içeriliği veya görevi anılır ve Türkçe karşıtı yoktur. Melek kelimesi bizim bildiğimiz “Melekler” anlamında değildir. Melekler, Yaratıcımız Yüce Allah’ın emri altında “çalışan kadrosudur”. Tüm Melekler aynı işte çalışmaz. Bazı melekler hava işlerinde çalışır, bazıları canlı varlıkların yapımında çalışır vs. Yaratıcımız Yüce Allah’ın tüm işlerini yürüten kadro da Yaratıcımız Yüce Allah’ın işlerini “Derleyip-var-tutanlardır”. Bunlar da Kur’an da Melekler, yani “Derleyip-var-tutanlar” olarak anılır.
Böylece İblis de Yaratıcımız Yüce Allah’ın emri altında çalışan bir nevi işçi kadrosu idi. Yaratıcımız Yüce Allah sevgili dedemiz Adem’i insanlığı yaratacağı zaman tüm işçi kadrosuna, işleri “Derleyip-var-tutacaklarına” emir vererek buyurdu: Ellerim ile yarattığım insanın yaşamasını sağlamak için onun gövdesine “Derlenip-yerlenin”.
Bu emirden şunu da öğreniyoruz: Bizim gövdemizi yapıp yaşatan meleklerdir. Melekler bizi “Derleyip-var-tutanlardır”. Melekler gövdemizde çalışmazlar ise biz ölürüz. Bunun için birçok ayetde şöyledir: <Melekler onları vefat ettirir>, yani melekler onların gövdesinde daha çalışmaz. Daha geniş bilgi için Almanca yayınladığım “Zor sorular için Kur’an konuşsun” ISBN: 978-3-941865-01-3 adlı kitaptan alabilirler.
Böylece yaratıcımız Yüce Allah bizi sevgili dedemiz Adem’i yaratacağı zaman tüm işçi kadrosunu sevgili Adem dedemizin yapımında çalışmak üzere göreve çağırır. Ancak İblis cereyan tipi işlerde çalıştığı için şöyle düşünmüş olmalı: Ben bu gövdeye “Derlenip-yerlenirsem” onun hücrelerini tahrik ederim, dolayısı ile verilen emir diğer işçi kadrosuna aittir. Böylece “ön-güttü”, yaratıcımız Yüce Allah’a ilk fikir beyan eden oldu, <Eba> oldu, kendi başına iş yürütmeye kalkıştı. Verilen emri ilk “karalayanlardan” olmuş oldu.
Şimdi 2/34. ayetini Kur’an dilinde tercüme edelim:
[Biz {Derleyi-var-tutanlara}: Adem’e {derlenip-yerlenin} dediğimiz zaman, {derleyi-var-tutanlar} {derleyi-yerlendiler}, İblis hariç, {öne-güdüp} kabardı ve karayanlar dan oldu]
Daha kolay anlaşılabilmesi için geleneksel dilde: Biz meleklere (Derleyip-var-tutanlara) Adem’in gövdesini yapıp yaşatın dediğimiz zaman melekler “derlenip-yerlendiler” ( göreve başladılar), İblis hariç. Ön-güttü ve kabarıp karayanlardan oldu.
İnceden tutarsızlık gösteren bir ayet alalım:
2/121 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ -الَّذِينَ آتَيْنَاهُمْالْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ أُوْلَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَأُوْلَئِكَ هُمْ الْخَاسِرُونَ Mevcut Türkçe meâli: [Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkar edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir]
Bu ayette geçen “okurlar” kelimesi Kur’an metninde <Teliye> olarak geçer ve buna “okumak” anlamı verilir. Bu kelimenin yanında Kur’an’da bir de <Keree> kelimesi vardır ve ona da “okumak” anlamı verilir. Dolayısı ile ikiside doğru değil. Ayette geçen ikinci kelime “gereği gibi”, Kur’an metninde <Hak> olarak geçer ve Kur’an da çoğu kez <Hak> olarak tercüme edilir. İnsan “hak” ve “hakları” şeklinde.
Ayetteki tercüme tutarsızlığı birinci cümle ile ikinci cümlenin birbiri ile ilişkili olmamasıdır.
Birinci cümle:
<Kendilerine Kitap verdiklerimiz onu gerektiği gibi “okurlar”. İşte onlardır ona inananlar>.
İkinci cümle:
<Onu inkâr edenler>.
İkinci cümlenin birinci cümle ile ilişkisi kesildi. Çünkü ayet kitaba inanıp okuyan kimselere “onu doğru tefsir ve tercüme edin” diye emir buyuruyor. Dolayısı ile <onu inkâr edenler> yerine <kim onu doğru tefsir ve tercüme etmez ise, işte onlardır ziyana uğrayanlar> denmesi gerekir. Bu durumda ayet şöyle olmalıydı:<Kendilerine kitap verdiklerimiz onu gerektiği gibi tefsir ve tercüme ederler. İşte onlardır ona inananlar. Kim de onu gerektiği gibi tefsir ve tercüme etmez ise, işte onlardır ziyana uğrayanlar>. Ayet de bunu kast ediyor.
Eğer bir kimse Kur’an’ı tefsir ve tercüme ediyor ise o zaman ona “dikkat et bir kelimeye 2 – 40 kadar anlam verip Kur’an’ı kargaşaya boğma, öyle yaparsan o zaman ona inanmış olamazsın, kim Kur’an’a çok anlam yükler ise, işte onlar kayba uğramıştır” diyerek tefsir ve tercümede kelimeleri tek anlamla tefsir ve tercüme etmenin zorunlu olduğunu şart koşuyor.
Ayette geçen dört önemli kelime; <Ati>, <Tilavet>, <Hak>, <Kefere>. Türkçe’de şu anlamları taşırlar:
1. <Ati> = Aktarmak.
Birinden öbürüne “aktarmak”, bir kuşaktan öbür kuşağa “aktarmak”.
2. <Tilavet> = Yansıtmak.
Bir ayna nasıl bir gövdeyi eksiksiz aynen yansıtıyor ise tefsir ve tercüme edenler Kur’an kelimelerini aynen öylece yansıtacak, kafasına göre uydurup doldurup boşatmayacak.
3. <Hak> = Ön-görmek.
Birinin yaşaması için ön-görülenler veya birkimsenin yasalara göre kazandığı ona “ön-görülenler”dir.
4. <Kefere> = Karalamak.
Şimdi 2/121. ayeti Kur’an dilinde tercüme ediyoruz:
2/121 [Kendilerine Kitap aktardıklarımız, onu: ön-görülen yansıtışını yansıtırlar.Onlardır onu güvence-alanlar. Kim de onu karalar ise, onlardır kayba-uğrayanlar]
Geleneksel dilde: <Kendilerine Kitap aktardıklarımız, onun ön-görülen anlamlarını yansıtırlar. Ancak onlardır onu güvence-alanlar. Kim de onun ön-görülen anlamlarını “karalar” kafasına göre uydurur ise, onlardır kayba uğrayanlar>.
Ayet böylece bütünleşti.
Mustafa Beder
Devamı geliyor İnşa-Allah