4. Bölüm -İş Alanı


İş Alanı

İş, hayattır ya da: Hayat = İş
Eğer iş yapmazsan hayatta kalamazsın. Bu yüzden İş önemlidir. Bu nedenle ilk başta iş ile ilgileniyoruz. Güvenli bir şekilde yaşamak istiyorsak güvenli bir iş ve mümkün olan en kârlı işi arıyoruz. Eğer işimiz varsa, çok çabuk zenginleşmek istiyoruz.

İki çalışma alanı var: İlk çalışma alanı tabiat ile ilgili olanı. Tabiattaki çalışma, tarımda, tarlalarda çalışma ve ekmek kazanma. İkinci çalışma alanı ise imalat işi. Yani üretim, kendimizin inşa ettiği ve böylece ekmeği kazandığı ev, mobilya, yol ve köprü inşası gibi.

Son yıllarda kendimizin ürettiği endüstriyel çalışmalar eklendi. Bu da ikinci çalışma alanı içinde.

İşi faydalı yapacak yetenekli insanlar var. Kârlı iş üretenler. Ancak daha sonra elde ettikleri kârları kazandıkları alanlara geri iade etmezler. Kimse ile “iş karşılığı” paylaşım yapmazlar ve bu yüzden kısa zamanda kimseye yaramayan büyük zenginlikler oluşur. Kazanılan kârlar depolanır. Dünya ekonomisinden alıkonulur veya soyulur. Bu, ticareti yönlendiren satın alma gücünü azaltır ve genel yoksulluğa yol açar.

Bu durum iki soruna neden olur: Birincisi insanların fakirleşmesi, ikincisi ise işlerin ya da iş yerlerinin bitmesi, kapanması.

Böyle olursa güvensizlik yayılır. Hükumetler iş yerlerini korumaya kalkışır. Bunun için ürün alıcıları aramaya başlarlar. Başarısız olurlarsa diğer ülkelerin üzerine yürür ve onların iş yerlerini yok ederler. Böylece kendi ürünlerini satarlar ve kendi ülkelerinin iş yerlerini korurlar.

Herkes iş sahibi olmak istediği için bunu yapmak hiç kolay değil. Böylece rüşvet vermeye ve hükumetleri kendileri için satın almaya veya kullanmaya başlarlar. Kimse başkalarının iş yerlerini mahvettiğini düşünmez. Eğer böyle insanlar başarısız olurlarsa o zaman diğer ülkeleri bombalamaya kalkışırlar. Böylece hiç kimsenin hesaplayamadığı bir “acılar zincirine” neden olurlar. Vahşiliklerini yasallaştırmak için güzel görünmeye, olumlu neden göstermeye çalışırlar. Bununla sadece her şey korkunç hale gelir. Sonunda tüm canlılar dâhil insanlar bundan çile ve acı çekerler.

İşin ilginç yanı, bu kişiler kendilerini iyi insanlar olarak gösterip, insanların acı ve çile çekmesine yol açan tutumlarını bir değer-manzumesi olarak savunup, bu inciten ve dünyayı acılara boğan sapık tutumları için ölmeye kalkışıyorlar.

Kendi ülkelerindeki işleri güvence altına almak için diğer suçsuz ülkelere saldırıp gelişmelerini engellerler. Bunun için rüşvet verirler, banknotlar ile aldatır, soyar, guruplara parçalar, bombalar ve sonra “Bunlar bizim değerlerimizdir, bu değerler için ölürüz” ve ardın “Biz başarılı, akıllı çok iyi insanlarız” derler.

Bugün yaklaşık 60 din, siyasi sistem ve alt bölümlerinin yanı sıra tarikatlar da dâhil olmak üzere her türlü parti, vaiz, âlim ve bilgelerini, doktor, öğretim görevlilerini, profesörleri kısaca her türlü entelektüelleri bir araya getirseler de, daha kötüye gidiyoruz. Belki bugün olduğu kadar bu sayıda çok entelektüel olmamıştı. Buna rağmen yokuş aşağı gidiyoruz. O kadar kötü ki neredeyse hayat bitmek üzere. Bugün yaptıkları yıkımlardan acı çekmeyen hiç kimse yok. Sorumsuz davranmamızdan dolayı yakında kendimizi yok edeceğiz. Bu entelektüel kesimin kendisi bile “Hayat yakında sona erecek” diyor.

Bu da, biz insanların yaşamı kendi boyutları içinde kimseyi incitmeden yönetemediğimiz anlamına gelir. Çok bilmenin, iyi bir şey getirmediğini, sadece her şeyi ama her şeyi daha da kötüye götürdüğünü gösteriyor.

Bu nedenle yaşamın sahibine ve herkesin mimarı olan Yüce Allah’a, başkalarına zarar vermeden her şeyi nasıl yapmamız gerektiğini sormalıyız. Kur’an’dan iki Ayet orijinal metin ile en yeni çeviri:

43/32 اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُمْ مَعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَةُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Yetiştiricinin {derleyip-kayırmasını} onlar mı {iletip-duyuruyor}. Biziz onların {tuta-duruşlarında}  {Dizi-derlenen} {ileri-derleyişte} {mal-elde-etmeyi} {ileti-duyuran} ve onların {bir-kısmının} {alan-genişliğini} {yükseğe-çıkarıp} {bir-kısmının} {üstüne-alan}, onların {bir-kısmı} {bir-kısmını} {seçip-ayırmaya} alsın. Ve Yetiştiricinin {derleyip-kayırması} bir-araya-topladıkların}-dan {uğruna-biçiktir].

Yaratıcımız Yüce Allah <Biz> buyurunca: Melekler ile beraber = Biz.

Geleneksel dilde cümleler: <Yetiştiricinin {derleyip-kayırmasını} onlar mı {iletip-duyuruyor} = Yetiştiricinin derleyip-kayırmasını = insanlar için yarattığı geçim kaynaklarını onlar mı aralarında taksim edip duruyor. <Biziz onların {tuta-duruşlarında}  {Dizi-derlenen} {ileri-derleyişte} {mal-elde-etmeyi} {ileti-duyuran}>. = Biziz onların Dünya hayatında aralarında Geçim-kaynaklarını taksim eden = <ve onların {bir-kısmının} {alan-genişliğini} {yükseğe-çıkarıp} {bir-kısmının} {üstüne-alan}> = ve bir kısmı değer bir kısmını işe alsın diye onların bir kısmının iş-alanlarını yükseltip bir-kısmının üstüne-alırız.

Ve Yetiştiricinin derleyip-kayırması, onların bir-araya topladıklarından uğruna biçik = hayırlı>.

İşverenlere eğitim dersi:

16/71اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – وَاللَّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُوا بِرَادِّي رِزْقِهِمْ عَلَى مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاءٌ أَفَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ

Kelimesi kelimesine çeviri: [Ve Allah, {geçim-kaynaklarının} içeriliğinde {bir-kısmınızı} {bir-kısmına} yönelik bollaştırır. Böylesi ne bollaştırılmış durumda-bulunanlar, {geçim-kaynaklarını} ne {elde-bulundurulan} {sıkı-tuttuklarına} yönelik- ile {öne-alırlar}, böylesi onlar, onların içeriliğinde {denk-güdülsünler}. Allah’ın {eğittiği-değerleri} ile böylesi {yüksek-konum-alacaklar}].

Geleneksel dilde cümleler: <Ve Allah, {geçim-kaynaklarının} içeriliğinde {bir-kısmınızı} {bir-kısmına} yönelik bollaştırır> = İş sahalarını genişletti. <Ne böylesi bollaştırılmış durumda-bulunanlar, {geçim-kaynaklarını} ne {elde-bulundurulan} {sıkı-tuttuklarına} yönelik- ile {öne-alırlar}> = İş alanları genişletilenler, kazançlarını ellerinin altında çalıştırdıkları işçileri ile paylaşmazlar, <böylesi onlar, onların içeriliğinde {denk-güdülsünler}. Allah’ın {eğittiği-değerler} ile böylesi {yüksek-konum-alacaklar} = Yaratıcı Yüce Allah bazılarını kazanç konusunda zenginleştirdi. Bu kazançlar, gıda olabilir, gıda için ihtiyaç duyulan para da olabilir = genellikle geçim-kaynağı.

Bu iki Ayetten şunu öğreniyoruz:

Ekmeği kendi aranızda kendiniz dağıtmaya kalkmayın! Biz sizin ekmeğinizi temin ederiz. Bu şunu için: Siz “biz geçim kaynaklarını kendimiz taksim ederiz” söylediğinizde söylediğinizi yapamazsınız. Suçsuz ülkelere saldırsanız, onlara bomba yağdırsanız bile söylediğinizi yapamazsınız.

Biz sizin geçim kaynaklarınızı yeryüzüne yaydık. Sizden bazılarına yüksek yetenek verdik ki beceremeyen işçileri çalıştırasınız ve böylece beraber geçinesiniz.

Şimdi ilk ayetin son cümlesi: Ve Yetiştiricinin derleyip-kayırması, onların bir-araya topladıklarından uğruna biçik = hayırlıdır Ancak derleyip-kayırması = Yaratıcı Yüce Allah’ın tarım ürünleri, sizin oluşturacağınız iş yerlerinden daha kalıcı ve süreklidir.

“Mimarımız Yüce Allah bir cümle ile bize, Dünya devam ettiği sürece iş yerlerini nasıl devam ettireceğimizi öğretiyor.”

Başta dedik ki: İki çalışma alanı var. Birincisi Yüce Allah’ın bize verdiği kalıcı tarımsal işler. İkinci işler, evler, mobilyalar, inşaat köprüleri ve nihayet sanayi. Bu işler, iş yerleri olarak kalıcı değildir.

Bunun şu anlama geliyor; eğer ekmeğimizi sanayiden kazanırsak ya da işlerimizi sanayiye kaydırırsak, onları kalıcı olarak tutamayacağımızdan korkarız ve bu korku birçok nedenden dolayı oluşur. İlk olarak, sanayileşmiş ülkeler, başka ülkelerin sanayileşmesine izin vermezler, ürettikleri sanayi ürünlerini satın almalarını isterler. Tekrar tekrar satın almalarını isterler. Satın alanların paraları kalmayınca, borç üzerine borç yaparlar. Bu endüstrileşmiş ülkeler tüm dünyayı borçların içine boğuyor. Sanayileşmiş ülkeler de borçlu, güvenli iş yaratmıyorlar.

İkincisi, bu endüstriyel ürünleri alan ülkeler, bu cihazlardan para kazanmıyor ve borçlanmaya başlıyorlar çünkü cihazları ve makineleri satın aldıklarında bağımlı hale geliyorlar ve tekrar tekrar yedek parça satın almak zorunda kalıyorlar. Bu nedenle dünya borçlara batıyor, sonra dünya yavaş yavaş ama kesinlikle gereğinden fazla üretilen endüstriyel ürünlere boğuluyor. Bunların ardından hurda üstüne hurda… Böylece işler tekrar düşüyor ve azalıyor.

Mimarımız Yüce Allah, ham madde, sanayi ve gıda sektöründe her türlü israfı yasaklamaktadır.

7/31اَعُذُ باِللهِ مِنْ الشَيْطاَنِرَّجيِمْ  – يَابَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

Kelimesi kelimesine çevirisi: [Siz {Ayakta-tutulanın} {tuta-duranları}, tüm {derleni-yerleniş-yerlerin} varında {şenleyi-bezenişlerinizi} alın, ve yiyin ve için, ve {aşırı-harcamayın}, öylesi O, {aşırı-harcamayı} {içtenlikle-almaz}] = sevmez.

Geleneksel dilde : <Siz Âdemin çocukları, her Camiye gidişinizde, en pahalı giysilerinizi alın ve yiyip için ve aşırı harcamayın. Öylesi O, aşırı-harcamayı sevmez>.

Beş yılda bir arabaları hurdaya vermek, beş yılda çamaşır makinesini hurdaya atmak, beş yılda evin mobilyasını hurdaya atmak yok. Milyarlarca insan açlıkla boğuşurken gıda maddelerinden benzin yapmak yok. Bu tür aşırı gitmelerden mutlak sakının. “Taşkınlık yapmak yok”.

Üçüncüsü, kendi endüstrisini inşa etmek için bombalanmayı delen, fazla etkilenmeyen ülkeler vardır. Bu türde çalışan ülkeler genellikle korku uyandırıyor. Güvenli ve kalıcı işlerin olmaması gibi sebeplerden sonunda bu yeni endüstriyel ülkeler de işleri hakkında endişe duyacaklar.

Acımasız bir yarışma ortamında daha iyi alıcılar bulmak için gittikçe daha fazla sayıda buluşlar yapılıyor. Araştırmalara ne kadar para harcandığını hesaplamak zor. Nasılsa yeterince banknot var ve her zaman basılan yenileri var.

Öte yandan bu acımasız rekabet güvenli üretime dikkat etmez. Tüm endüstriyel ürünler insanların ve hayatın sağlığını tehdit eder şekilde üretiliyor. Bu sağlığı zedeleyen zehirleme hayatın yakında çökmesine yol açacak.

Hala güvenli iş yok. Günlük yeni iflaslar, korku üstüne korkular… Bu rahatsızlık dünyayı kargaşa içinde gittikçe batırıyor.

Bu nedenle mimarımız Yüce Allah bize şunu öğretiyor: Sağlıklı olmayan işlere çok fazla değer vermeyin. Bu yüzden sizin için yarattığım güvenli işleri yapın. Böylece ekmeğinizi sağlamlaştırır, kemerleri biraz sıkmak zorunda kalsanız bile, her zaman yiyecek bir şeyleriniz olur, kendi ayaklarınız üzerinde durursunuz. Bu yüzden tüm alanlarda kitlesel üretme durdurulur. Böylece rahatlayacak ve hayatınızı güvenle inşa edeceksiniz.

Ekmeğinizi bir çiftçi olarak güvenceye alırsanız, o zaman sanayi sektörü bir ek iş olarak kalır ve bunu tüm ülkelerle paylaşırsınız. Artık açlıktan dolayı baskı altında kalmazsınız çünkü tarımda çalışma alanlarınız olacaktır.

Böylece sanayiyi insan ve yaşam yararına uygun hale doğru geliştirebilir, ürettiklerinizi kontrol edersiniz. Aynı zamanda sanayi sektörünü de dünya çapındaki tüm ülkelerle paylaşırsınız. Herkes sanayiden bir pay almalı. Eğer herkes sanayiden bir pay alabilirse bazıları iş aramaktan ve endüstrileşmiş ülkelerden iş kaybı nedeniyle göç etmek zorunda kalmayacak. Diğer yandan üretenler işlerini kaybetme korkusu yüzünden ülkeleri soyup bombalamayacaklar.

Kendine daha iyi bir şey veya sanayi inşa etmeye çalışan ülkeler, sanayileşmiş ülkelerden korkmamalı. Birbirimize insan gibi davranmalı ve birlikte çalışıp ilerlemeliyiz.

İkinci, üçüncü dünya ülkeleri ve gelişmekte olan ülkeler hiçbir şekilde engellenmemeli ve önlenmemelidir. Kendi endüstrisini inşa etmeli, hatta onlara bu konuda yardım edilmelidir.

Kuraklık ile mücadele eden ülkelere -binlerce metre olsa bile- derinden su çıkarmalarına yardım edilmelidir. Petrol arandığı gibi su da aranmalı ve sonra bu su çıkarılmalıdır. Ayrıca denizden çıkartılması mümkünse de oradan da çıkarılmalıdır.

“Hiçbir ülke başka bir ülkeye bağımlı olmamalı, bu yüzden herkes yaşam ve sanayiye eşit olarak katılmalıdır”.

Ne kadar başarılı olduklarına karar vermek ülkelere bağlıdır. Ancak hiç kimse sübvansiyonlarla ucuz mal sattırılarak, işlerini tahrip ettirerek yeni iş bulmalarını önlemek konusunda teşvik edilemez.

Hepimiz ekmeğimizi kendi tarım alanlarımızda güvenceye alırsak, ihracat ve ithalattan bağımsız konuma gelip iş alanlarımızı uydurmalıyız, “güvence almalıyız”. Artık bundan sonra işsiz kalma baskı ve korkusu kalmaz.

Hava ve su hemen temizlenmelidir. Hava ve su kirliliği yaşam dengesini tahrip eder. Daha önce konu ile ilgili Ayetleri görmüştük. Şimdi de “tüzük” sayfasında sunulan 5/32 ayetten bir cümle:

<veya yeryüzünün içeriliğinde {dengeleri-bozarsa}, elbette o öylece tüm insanları öldüren gibi olur>. Yaşamın dengesini bozmak = tüm insanları öldürmek, böylece öbür dünyada yargılanacak ve ceza giyecek.

Hava ve su kirliliği yaşamın dengelerinin bozulmasına yol açtığı için en ağır ceza ile cezalandırılacak çünkü bunu yapanlar “tüm insanların ve canlı varlıkların temel yaşama kaynaklarını tahrip eder ve böylece tüm canlıların ölümüne neden olurlar”.

Bu nedenle tüm insanlar dünya düzenini şöyle korumalıdırlar:

1- Dünya çapında, büyük ya da küçük her işveren, işçi çalıştırırken işçilerini kendi etrafında yerleştirecek. Ya işveren işçisinin kaldığı alana taşınacak yahut işçilerini kendi etrafına yerleştirecek. İş nedeniyle hiç kimse taşıma aracı kullanma gereği görmeyecek veya zorunda olmayacak.

2- Dünya çapında petrol veya bitkisel yakıt kullanan özel araçlara izin verilmeyecek. İnsanlar elektrik motorlu araç kullanacak. Otomobil endüstrisi yeterince dünyayı zehirledi.

Sevgili Peygamber Süleyman (a.s.) cinlerin ona inşa ettiği bir uçakla tüm dünyayı ara iniş yapmadan dolaştı. Bunu güneş panelleri (solar panel) ile mi yoksa kendi kendine dönen bir elektrik motoru ile mi yaptı bilmiyoruz. Planlar hâlâ Yahudi tarafından saklanıyor. Bu planları derhal tüm insanlara sunmalı ve endüstride derhal bunları kullanmalı.

Şu koca iftira bakın: Peygamber Sevgili Süleyman (a.s.) halıyla uçmuş. Şimdi de yeni UFO geliştirdiklerini iddia etmekteler. Bu sadece dikkat dağıtıcı bir manevra. Planları çıkarsınlar. Peygamber Süleyman (a.s.) UFO ile dünyayı bir mola olmadan dolaşmıştı. O zaman gece güneş pili ile uçamazdı. Bu yüzden kendi kendine dönen bir elektrik motoruyla uçmuş olabilirdi.

3- Dünya çapında uçak birkaç yolcu ile uçmayacak. Mümkün olduğu kadar güneş panelleriyle donatılacak ve gün içinde uçacaktır. Sadece acil durumlarda
-geceleri uçmaları gerekiyorsa- uçacak. Yakıt yalnızca havalanmaya geçerken kullanacak ve bulutların üstüne yükselince güneş enerjisine geçecekler.

4- Dünya çapında hiçbir güç reaktörü kimyasal, kömür veya çöple ilgili ürünlerle çalıştırılamaz.

  1. a) İnsanlardan evlerini güneş panelleri ve mıknatıs dinamolar ile donatmaları istenecek. Gereksiz güç tüketimi olmayacak.
  2. b) Elektriğin tamamı hidroelektrikten elde edilecektir. Rüzgâr türbini gibi su akış yönünün altına yerleştirilecek. Endüstri, “sanayi” dünyaya dağılmış olduğu için artık çok fazla elektriğe ihtiyaç duyulmayacak. Bu yolla dünya çapında tüm ırmaklardan yararlanılacak.
  3. c) Aydınlatma, manyetik ışık oluşumundan soğuk ışığa dönüştürülmelidir. Aydınlatma konusunda hemen soğuk ışık üretimine geçilmelidir.

5- Dünya çapında her tür dışkı tabiata uygun çözücüler ile kurutulmalı, işlenmeli ve böylece tarıma aktarılmalıdır. Tuvaletin suyu mümkün olduğu kadar tarım alanlarına iletilmelidir. Endüstriyel artık ve atıklarda yerinde kurutulmalı ve derine gömülmelidir.

Küçük canlılar artık hayatta kalamaz oldular çünkü hava toksinlerle kirlenmiştir. Eğer bir şey yapılmazsa hayatın sonuna hızla yaklaşılıyor.

“Başka bir ifade ile: Hayatın cevher tabakası, kimyasal atık ve artıklarla boğulmuştur. Küçük canlı varlıklar yaşayamaz olmuştur. Bunun devamında daha büyük canlı varlıkların soyları zaman içinde zincirleme usulü ile tükenecektir”.

Bu nedenle suyu ve havayı zehirleyen tüm kirleticilerden kaçınılmalıdır. Havayı, suyu ve böylece insanı tehlikeye sokan hiçbir endüstriyel ürün üretilemez. Her şey insan ve yaşamın sağlıklı yaşamasına ayarlanacak.

Sanayiyi denetler olmalıyız, tam tersi değil.